Tag Archives: saadet

Türkiye Mısır için kıyama durdu

Türkiye Mısır için kıyama durdu

Yoğun katılımın gözlendiği mitingde, Mısır’daki darbe yönetimi aleyhine sloganlar atıldı. İstanbul Gençlik Kolları üyeleri de, 1980 yılında büyük Kudüs mitinginde açılan “Müslümanlar Birleşsin” yazılı pankartın aynısı ile miting alanına geldi.

Devamını Oku »

İstanbul Gençliği Eyüp’de buluştu

Saadet Partisi İstanbul Gençlik Kolları İl Divan toplantısı 11 Mart 2012 Pazar günü Eyüp  Münzevi Camii konferans salonunda yoğun bir katılımla gerçekleşti.

 

Saadet Partili gençler sabah namazı öncesinde Eyüp Sultan camisine akın etti. Sabah namazının kılınmasından sonra Eyüp Sultan Hazretlerinin manevi huzurunda buluşan gençler hep beraber dua ettiler.

Duanın ardından Münzevi Camii konferans salonunda Eyüp Sultan Gençlik kollarının çorba ikramı gerçekleşti. Sabahın ilk ışıklarında çorbalarını yudumlayan Saadet Partili gençler aralarında hasbihal ettiler.
Divan Başkanlığını Saadet Partisi İstanbul Gençlik Kolları 2.Bölge Başkanı Mehmet Ali Aslan’ın yaptığı toplantıda, divan başkan yardımcılıklarını ise İl Gençlik Kolları yönetim kurulu üyesi Adem Bulut ve Saadet Partisi Eyüp Gençlik Kolları Başkanı İlker Çiftçi yaptılar.
Açılış ve yoklamanın yapılmasından sonra ev sahibi ilçe Eyüp İlçe Gençlik Kolları Başkanı Sayın İlker Çiftçi selamlama konuşması için kürsüye çıktı, divana ev sahipliği yapmalarından dolayı onur duyduklarını belirten Çiftçi divana gelen katılımcıları selamladı.

Daha sonra Saadet Partisi İl Gençlik kolları Başkanı İsmail Acar açılış konuşmasını yaptı. İl Gençlik Başkanı Acar sözlerine şu şekilde başladı : “Kıymetli kardeşlerim bugün 11 Mart 2012 Pazar. Bugün dünyanın Başşehri İstanbul’umuzun Milli Görüş kalesi Eyüp ilçesindeyiz. Peygamber (S.A.V) ‘in övgüsüyle fethin gerçekleştiği, fetih şehitlerinin meftun olduğu surların önünde onların maneviyatlarını her an ruhumuzun derinliklerinde hissederek divanımıza başlıyoruz. Bugün İstanbul Gençliği olarak, misafiri olduğumuz ilçeye ismini veren kutlu misafir, Peygamber sancaktarı Eba Eyyüb el Ensari Hazretlerinin yanında yanı başındayız. Rabbim şefaatlerine nail eylesin inşallah. Burada yanı başında olduğumuz gibi Cennetinde de yanı başında olmayı Rabbim nasip etsin inşallah.
Yine Peygamber (S.A.V )in övgüsüne mazhar olmuş Büyük Komutan Fatih Sultan Muhammed Han Hazretlerinin, komşularıyız. Ömrünü Milletinin ve tüm insanlığın kurtuluşuna adamış, büyük dava adamı, Efsane Lider Erbakan Hocamızın dizlerinin dibindeyiz. Bu büyük dava adamlarının, Allah dostlarının ve büyük öncülerin manevi himayelerini hissederek bu şuur içerisinde bir divanımızı daha gerçekleştiriyoruz. Bizleri böyle güzel bir gaye için, böyle büyük dava içerisinde, böyle güzel kardeşlikler içerisinde bir araya getiren Rabbimize sonsuz Hamdı senalar olsun.

 

Böyle güzel bir salonda bizleri ağırlayan, soğuk bir havada,  ikram ettikleri çorba ile midelerimizi ısıtan, güler yüzleri ile gönüllerimizi ruhlarımızı ısıtan Eyüp Gençlik Kollarımızın Kıymetli Başkanı’na ve yönetimine huzurlarınızda teşekkür ederek sözlerimize başlıyoruz. Rabbim kendilerinden razı ve hoşnut olsun, çalışmalarına bereket versin, sayılarını arttırsın inşallah.

Bugün divanımızda birimlerimizin çalışma ve faaliyet değerlendirmelerine her zamankinden fazla zaman ayırdık. Tüm arkadaşlarımızın müspet katkılarını bekliyoruz. Tekrar katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyoruz’’ diyen Gençlik Kolları İl Başkanı İsmail Acar açılış konuşmasını sona erdirdi.

İl Başkanı’nın açılış konuşmasının ardından Birim raporlarının sunumuna geçildi.

Halkla ilişkiler Birim Başkanı Lokman Demirci, SKS(Spor-Kültür-Sanat) Birim Başkanı İsmail Şanal, Sekretarya Birim Başkanı Mustafa Bitiş, Eğitim Birim Başkanı Bilal Aydın, Dış İlişkiler Birim Başkanı Sinan Kılıç, Araştırma Planlama Koordinasyon Birim Başkan yardımcısı Halit Fethi Dağbaşı, Tanıtım Birim Başkanı Osman Gökçe, Siyasi İşler Başkanı Veysel İpekçi, Seçim İşler birim başkanı Hakan Tevfik Erdağı birimleri adına sunum yaptılar. Mali İşler birim başkanı yardımcısı Sedat Şeker,Teşkilatlanma Birim Başkan Yardımcısı Enes Uzan,  birim raporlarını sundular. Birim raporlarının ardından birim raporları ve faaliyetleri müzakere edildi. Çalışmalarla ilgili değerlendirmeler yapıldı.

Milli Görüş Lideri Cennet Mekan Erbakan Hoca’nın konuşmalarının yer aldığı sinevizyonun gösterimi heyecan ve duygulu anlar yaşanmasına sebep oldu.

Daha sonrasında kapanış konuşması için kürsüye çıkan İstanbul Gençlik Kolları İl Başkanı İsmail Acar konuşmalarında şunları ifade etti.
“Şubat ayını geride bıraktık. Şubat deyince biz Şehitleri hatırlıyoruz. Şubat deyince biz azmi ve kararlılığı hatırlıyoruz.
Şubat deyince bizim aklımıza; her türlü zorbaya ve zorbalığa karşı direnmenin karşı koymanın nasıl olduğu geliyor.
Şubat deyince bizim aklımıza; asıl hedef ve amaçtan sapmamak için kendi gündemine sadık kalmak geliyor.
Şubat deyince bizim aklımıza; her türlü olumsuzluklara, baskı ve tehditlere rağmen dik durmanın nasıl olması gerektiği geliyor.
Şubat deyince bizim aklımıza; büyük sevdalar ve idealler için büyük çilelere, büyük sıkıntılara göğüs germenin ve yine de şikâyet etmemenin ne demek olduğu geliyor.
Şubat deyince bizim aklımıza; büyük dava adamı, büyük lider, büyük devlet adamı, Efsane Başbakan Necmettin Erbakan ve O’nun büyük mücadelesi geliyor. ”

İl Gençlik Kolları Başkanı İsmail Acar sözlerine şu şekilde devam etti;

Yaşadığımız dünya, yaşadığımız coğrafya, yaşadığımız bu cennet ülke ve fethi Peygamber övgüsüne mazhar olmuş, dünyanın göz bebeği bu şehir, Payitaht şehri İstanbul omuzlarımıza büyük görev ve sorumluluklar yüklemektedir.
Sahip olduğumuz değerler ve nimetler bizlerden daha büyük şükür ve fedakârlıklar yapmamızı beklemektedir. Bakın biz öyle güzel bir ülkede, öyle zengin bir ülkede yaşıyoruz ki çok az ülkede bu zenginlik ve güzellikler vardır.
Türkiye ye Cenab-ı Allah’ın bütün ülkelere nazaran vermiş olduğu müstesna nimetler var. Bu müstesna nimetler nelerdir hep birlikte bir hatırlayalım inşallah. Bunların yedi tanesini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
1-Türkiye genç bir nüfusa sahiptir.
Muazzam bir gençlik potansiyelimiz var. TÜİK verilerine göre Ülkemizin nüfusunun %59,72’si 30 yaşın altındadır. Bu gençlikle adeta taşı sıksak suyunu çıkaracağız ama maalesef bu batının peşinden koşturan, kendi gücünün ve potansiyelinin farkında olmayan batı aşığı taklitçi zihniyetler yüzünden suyunu sıkacak taşı dahi bulamıyor bu gençler. İşsizlik rakamları almış başını gidiyor. Hükümet adeta at yarışı spikeri gibi durumu izlemekle yetiniyor. İstihdamı arttırarak rakamları aşağı çekeceğine, şark kurnazlığı yaparak, rakamlara taklalar attırarak milletimizi oyalıyor.
Kıymetli dava kardeşlerim;
Bakın bir insan ya hakikaten iyidir, kabiliyetlidir, başarılıdır, ya da ikinci şık, diğer insanların açıkları, eksikleri, zaafları, başarısızlıklarını gündeme getirerek kendini toplum nazarında iyi gösterir. Yani ‘’ölümü gösterip, sıtmaya razı ’’eder. Şu an AKP hükümetinin yaptığı işporta ucuzculuğudur, işporta kurnazlığıdır. İşte bu sebepten dolayı Başbakan ayrı, başbakan yardımcıları ayrı, durup, durup CHP’ye Kılıçdaroğlu’na çatıyorlar. Aklımıza şu da gelmiyor değil acaba şu CHP olmasa AKP ne yapardı? Acaba milletten nasıl oy alırdı? Bu millet ne ölüme ne de sıtmaya razı değildir. Bu millet izzet ve şeref içerisinde, kardeşlik içerisinde yaşanabilir bir Türkiye, geçmişte olduğu gibi dünya ya yön veren yeniden büyük Türkiye, adaletin, barışın hâkim olduğu yeni bir dünya istiyor. Sayın Başbakan, sayın hükümet yetkilileri buradan sesleniyoruz 11 yıldır işbaşındasınız, söz dalaşını bırakıp, gücünüz yetiyorsa bunu başarın bunu yapın.
2-Tüm dünyanın merkezindeyiz.
Ülkemiz, coğrafi ve jeostratejik konumu ile tam dünya’nın merkezindedir. Üç kıtanın kesiştiği nokta da, enerji merkezleri üzerindedir.
3-Eşsiz bir tarihe sahibiz.
Bakın Mart ayındayız haftaya 18 Mart Çanakkale zaferinin 97.yılını idrak edeceğiz.
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
İstiklal Şairimiz M. Akif böyle başlıyordu Çanakkale Şehitlerine yazmış olduğu şiire ve şöyle devam ediyordu Akif;
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkazı beşer
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak.
Sana dar gelecek makber’i kimler kazsın?
‘’Gömelim gel seni tarihe!’’ desem, sığmazsın.
Ve o muazzam şiirini şöyle bitiriyordu Akif
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber
Çanakkale’de destan yazıldı.
Çanakkale 1915 yılında hak ile batılın, varlık ile yokluğun, şımarık, azgın güce tapan batı ile Hakkı üstün tutan kahraman bir milletin devleşen mücadelesine şahit olmuştur. Bu aziz milletin kahraman evlatları bütün güç ve haşmetine rağmen düşmanı boğazın soğuk sularına gömerek adeta 97 yıl öncesinden bizlere seslenmişler ve İman varsa imkân da var demişlerdir. Bu vesile ile kendilerini andık, mekânları cennet olsun. Rabbim şefaatlerini, himmetlerini üzerimizden eksik etmesin inşallah.
Kıymetli dava kardeşlerim;
Dün Çanakkale önlerin de yapılan çarpışma ve mücadeleler, bugün farklı noktalarda veriliyor. Bakın bir Rus General ne diyor?
General Çernayev şöyle diyor;
‘’Burada ordular meydana getirmek mümkün. Bu orduları ölüme doğru sürmek mümkün. Ben bu imkânlardan bol bol istifade ediyorum. Fakat kurduğum orduları sendeleten bir engel var: Osmanlı’nın yaşayan hatıraları! Üç dört yüz yıl önce her kudreti ve her milleti yenen Osmanlılar şimdi de silinmez hatıralar ile her teşebbüsü sendeletiyorlar. Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan korkuyorlar. Demek ki, yalnız Osmanlıları değil, onların tarihini de yenmek lazım. Onlar milletleri bir kere yeniyorlar. Fakat kazandıkları zaferi ruhlarda ve nesillerde yaşatmayı biliyorlar’’
İşte Rus Generalin de okumuş olduğum sözlerinde itiraf ettiği bu hususta milletimize şanlı tarihi ve şehitleri unutturulmaya çalışılıyor. Topla tüfekle muvaffak olamayacağını anlayanlar önce zihinleri işgal ederek işe başlıyorlar. Geçmişte başarılı olamadıkları gibi yine başarılı olamayacaklar. Çünkü Havran’lı Seyit Çavuş’un torunları, Sütçü İmam’ın torunları buna müsaade etmeyecek. Milli Görüş Gençliği buna müsaade etmeyecek inşallah.
Ve yine Cennet mekân Erbakan hocamızın hep anlattığı birçok defa kendisinden dinlediğimiz tarihi bir hadise var. Bu tarihi hadiseyi de sizlerle paylaşmak istiyoruz.
19. yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Alman’lardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.
Mektupta şöyle denmektedir:
“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkânı sağlayın.”
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:
“Fransızlar korkak âdemlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
“Osmanlılar’dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.”
Bu olay, Mülhaymli’lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym’a de müzeye koyup ziyarete açarlar.
Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.
Bu millet işte böyle şerefli bir millettir. Mayası sağlamdır, temeli sağlamdır.
Biz bir ferman ile Fransa da 400 yıl dansı yasaklamış bir milletin evlatlarıyız.
Biz her türlü zorluklara ve imkânsızlıklara rağmen gemileri karadan yürüterek çağ açıp çağ kapatan bir ecdadın evlatlarıyız.
Biz ecdadımızla onur duyuyor ve onlardan şeref alıyoruz.
Biz Fatih Sultan Muhammed Han’a, Yavuz Sultan Selim’e, Kanuniye Sultan Süleyman’a,Sultan Abdülhamit Han’a layık olmak için çalışan Milli Görüş Gençliğiyiz.
4-En kıymetli madenlere sahibiz.
Yer altı zenginliklerimizle ilgili basına ve haberlere yansıyan iki örneği sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Tekirdağ’da bulunan Namık Kemal Üniversitesi’nin Ziraat Fakültesi bahçesinde su ihtiyacını karşılamak için sondaj vuruldu ve su yerine doğalgaz fışkırdı. Hemen kampüse hat çekildi ve 960 dönümlük üniversitenin 84 bin metrekarelik bölümü bu doğalgazla bedava ısınmaya başladı. Bu mutluluk 1 yıl kadar sürdü. Üniversiteye gelen ABD’li şirket mahkeme kararıyla doğalgaza el koydu. Üniversite rektörlüğü, şirketin Trakya’nın yer altı kaynaklarını kiraladığını öğrendi. Doğalgaz borusuna kör tapa takıldı.
Yine Şubat ayı sonunda Samsun’un Bafra ilçesi Altınova köyünden haberlere yansıyan bir görüntü vardı. İzleyenleriniz hatırlayacaktır. Köylüler bahçelerine su kuyusu açmak için sondaj vurduklarında bahçelerinden doğalgaz fışkırdığını görünce şaşkına dönüyorlar. Borularla tesisat döşeyip evlerinde kullanıyorlar. Isınıyorlar, yemeklerini pişiriyorlar hatta mangallarında bile kullanıyorlar. Tabi sahne yine bildik sahne, yabancı ülkelerden
heyetler geliyor. Burada rezerv yeterli değil diyorlar. Ama bu yeterli değil dedikleri gazı da tüm köylüler 20 yıldır kullanıyor bitiremiyorlar.
Bu tür haberlere sık sık rastlıyoruz. Petrol, kömür, uranyum, magnezyum, demir, bakır, altın madenleri bizde fazlası ile var. Un var, şeker var, yağ var, ne yok? Helva yok helva. Helvayı kim yapacak. Helvayı biz yapacağız biz Allah’ın izniyle.
5-En geniş ormanlara ve bitki örtüsüne sahibiz
Ocak ayında yine gazetelere yansıyan bir haber vardı. Bu haber Milli Gazete’de yer almıştı.
Rize Üniversitesi Pazar Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu, şöyle bir açıklama yapmıştı. Özetle; İsrail’de Türkiye’den götürülen, kaçırılan endemik bitkilerle çöl ortasında Ayder yaylasının minyatürü olan bir Ayder tepesi oluşturuldu.
Karaoğlu, bitki kaçakçılarının ”hangi bitkinin, hangi yaylanın hangi noktasında olduğunu çok iyi bildiğine ve özel aletlerle bitkinin doğal değerlerini araştırdıklarına” dikkati çekerek, ”Bir bitkinin özelliklerinin analiz edilmesi için o bitkinin küçük bir kesitinin alınması yeterli oluyor. Bununla milyonlarca DNA üretilip bize satabiliyor. Bugün İsrail’de bir Ayder Yaylası var. Ayder’in bir minyatürünü oraya kurmuşlar. Bu bilinen bir gerçektir. Bölgede yetişen hemen hemen her bitkinin bir kopyasının İsrail’de olduğuna inanıyorum. Bölgenin iklim şartlarının aynısını oluşturup, Ayder tepesi yapmışlar” dedi.
Bu haber bize neyi gösteriyor? Ülkemizin ne kadar zenginliklere sahip olduğunu ve maalesef bizim de bu zenginliklere sahip çıkamayışımızı ve değerlendiremeyişimizi gösteriyor.
6-İklim ve hava şartları müsait
Ülkemizin güneyinde Alanya’da, Anamur’da ılıman bir iklim yaşanırken her bölgede farklı mevsimsel güzellikler yaşanmaktadır. Bu muazzam iklim şartları da bizlere büyük nimetler, büyük lütuflar sunmaktadır.
7-Her türlü tarıma elverişli imkânlar mevcuttur.
Hani Anadolu’da bir tabir vardır;’’adam diksen adam yetişir’’diye adeta ülkemiz böyledir. Müstesna güzellikte ve zenginlikte bir ülkedir. Ama maalesef tarımda da tamamen dışa bağımlı hale getirildik.
Bu saydıklarımız ülkemizin müstesna özellikleridir. Türkiye’mize verilmiş Allah vergisi nimetlerdir. Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıran alâmetifarikalardır. Bu kıymetlerin, değerlerin işletilebilmesi ve Milli servet haline getirilebilmesi için vatansever ve şuurlu kadroları ile Milli Görüşe, Saadet Partisi’ne ihtiyaç vardır.
Ülkemizin diğer ülkelerle farklarını ortaya koyduk.
Şimdi sizlerle bir değerlendirme daha yapacağız.
Peki, Milli Görüşün Saadet Partisinin diğer siyasi partilere göre alâmetifarikaları nedir? Bizi onlardan ayıran en önemli, en mühim farklarımız nelerdir? Diye sorsak bu soruya nasıl cevaplar verirsiniz?

Bizi diğer siyasi partilerden ayıran en önemli hususlar şunlardır.
1-Biz Hakkı üstün tutan bir görüşe sahibiz

Bizim inancımıza göre Hak dört sebepten doğar
1-Cenab-ı Hakkın bütün insanlara eşit olarak verdiği temel insan hakları
a-Yaşama hakkı
b-Neslin korunması hakkı
c-Mülkiyet hakkı
d-Aklın korunması hakkı
e-İnancın korunması hakkı
2-Emek karşılığı haklar
3-Karşılıklı rıza ile yapılan mukaveleler neticesinde doğan haklar
4-Adalet gereği doğan haklar
Batının hak anlayışına göre hak dört sebepten doğar nedir bunlar?
1-Kuvvet
2-Çoğunluk
3-İmtiyaz- ayrıcalık
4-Menfaat- çıkar

2-Bizim davamız, bizim mücadelemiz bir tepki bir reaksiyon hareketi değildir. Milli Görüş tamamen bu milletin inancından, bu milletin tarihinden gelen bir harekettir. Erbakan Hocamız Milli Görüş’ün temsil ettiği manayı anlatırken işte bu yüzden Malazgirt’den, Sultan Alpaslan’dan, Kosova zaferinden, Niğbolu zaferinden, Sultan Fatih’den, Ulubatlı Hasan’dan bahsetmektedir. İşte bu yüzden Seyit Çavuş’dan, Sakarsa siperlerinden, Kıbrıs Barış harekâtından bahsetmektedir.

3-Bizim davamız, bizim inancımız bu millete güvenir, inanır. Milli Görüş, Saadet Partisi bu milletin tarihine ve değerlerine güvenir. İşte bu yüzdende AB kapılarında uşaklık etmek için ömür tüketmeyi değil kendi birliğini D-8’i kurmayı tercih eder. İslam Birleşmiş Milletlerini, Müslüman ülkeler savunma ve işbirliği teşkilatını ve İslam Birliği NATO’sunu kurmak için canla başla çalışır.

4-Bizim davamız, bizim siyasi hareketimiz Ahlak nizamına inanarak yola çıkmıştır. İşte bu yüzden de Önce Ahlak ve maneviyat sloganını kendine düstur edinmiştir.

5-Bizim davamızda herkes kendi için değil kardeşi için yaşar. Bizim davamızın özü ve aslı şefkat ve merhamete dayanmaktadır. Ve işte bu yüzden biz tüm insanların, hem dünya hem de ahret saadetleri için çalışıyoruz. Dikkatiniz çekti mi? bakın burada şuralı veya buralı demiyoruz. İstanbul’lular, Balıkesir’liler, Manisalı’lar, Sivaslı’lar, Diyarbakır’lılar, Trabzon’lular demiyoruz hatta ve hatta sadece Türkiye’de yaşayanları da kastetmiyoruz. Ne diyoruz peki biz yeryüzündeki tüm insanların hem dünya ve hem de ahret saadetleri için çalışıyoruz.
Milli Görüş’ün başarısı; herkesin huzur ve barış içinde ağız tadıyla yaşayacağı, gencinin yaşlısının, zenginin, fakirin velhasıl bütün milletimizin ve âlem-i İslam’ın yüzünün güleceği bir Türkiye demektir. Yaşanabilir bir Türkiye demektir ve Yeniden büyük Türkiye demektir.

İşte Bizi, Milli Görüş’ü, Saadet Partisi’nin alâmetifarikası bunlardır. Elbette bizi farklı ve tek kılan bu özelliklerimizi artırarak saymak da mümkündür.

Kıymetli kardeşlerim;

Çalışmalarımız sırasında gözümüze çarpan, dikkatimizi çeken bir hususu da sizlerle paylaşmak istiyoruz. Teşkilat çalışmalarımız esnasında karşılaştığımız sıkıntılarda bir zihinsel sapma görüyoruz. Sanki şöyle bir algının olduğunu ve bu algınında bizi gevşekliğe sevk ettiğini görüyoruz. Bu yanlış algı şu;

Bazı kardeşlerimizin sorunsuz, problemsiz biz dünya tasavvuruna sahip olduklarını görüyoruz. Karşılaşılan sıkıntılar karşısında, imtihanlar karşısında yılgınlık alametleri gösteriyorlar.

 Azimli ve şuurlu genç kardeşlerim!

Sorunsuz, problemsiz, güllük, gülistanlık bir dünya mümkün değil sakın kendinizi böyle bir beklenti içerisine sokmayın. Böyle bir beklenti içerisinde olan kardeşlerimiz önce Peygamberlerin ve O’nun yolundan gidenlerin mücadelesine baksınlar. Milli Görüş tarihini incelesinler. Bakın bu konu ile ilgili çok örnek vermek mümkün ama size hepinizin de iyi bildiği Yusuf(A.S) dan dan örnek vermek istiyorum. Yusuf (A.S) ın babası kim Yakup (A.S) ya O’nun babası İshak (A.S) ya O’nun babası İbrahim(A.S) ne müthiş bir secere baba, oğul, dede, büyük dede Peygamber. Yusuf (A.S)ın ceddi üç kuşak Peygamber ama aynı şekilde peygamber torunları olan kardeşleri tarafından kuyuya atılıyor. Demek ki bela ve musibetin en büyüğünü Peygamberler ve Onların izinden giden sadıklar çekiyor. Allah’ın en sevdiği kullar olan Peygamberler böyle sıkıntılar çekerken karşılaştığı küçük sıkıntılarda feryat-ı figan kopartan öldük, bittik, mahvolduk diyenler, ancak kendini gülünç duruma düşürür. Bu davayı bitirmek kimsenin haddine değildir. Bu düşünceye sahip olanlar ancak kendini bitirir vesselam.

Ey, Millî Görüş Davasının genç mücahitleri!

Gülün dikeni olur. Biz Yeni Bir Dünya’yı kuracağız diyeceğiz, yeryüzüne adaleti getireceğiz diyeceğiz bizi kırmızı halılar serip karşılayacaklar yok böyle bir şey. Bizim davamız yapay gül değil elbette dikeni olacak. Biz sabırla, azimle ve kararlılıkla yolumuzda yürüyeceğiz.

Biz Milli Görüşü ulu bir çınara benzetiyoruz. Bazen bu çınardan patır patır yaprak gibi dökülenler oldu. Bazen bu çınar, dalından ayrılıp bir baltaya sap olduğunu zannedenler tarafından baltalanmak istendi ama bunlar hep nafile uğraş olarak kaldı kalacaktır. Bu ulu çınarın gövdesinde bir nefer olmak bize izzet ve şeref katar. İşte tam da burada Hakkın tesisi için çalışmamakla batılın hâkimiyeti için çalışmak arasında fark olmadığını hatırlatan sözü önümüze koyuyoruz.

Ey, İnsanlığın izzet ve şerefini yere düşürmemek için canla başla çalışan kardeşlerim!

Şimdi bu zihni bulanıklığı ortadan kaldırıp arıza sinyali verenler varsa onarıp, tamir edip, yolumuza devam edeceğiz. Biz asla kimseyi atma, kimseyi satma gibi bir işi kendimize vazife edinemeyiz. Biz delirten değil dirilten bir üslup kullanacağız. Güzel bir söz var’’Duvarı nem, insanı gam yıkar’’ diye, buna bir ilave yapmak gerekirse koca koca kurumları ve sapasağlam aileleri de dedikodu yıkar.

Kardeşler topluluğu olduğumuzu asla unutmayacağız ve en büyük zenginliğimiz, en büyük kazancımız olan; birlik ve beraberliğimizi yıkmak isteyen, zedelemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz, onların ekmeğine yağ sürecek tutum ve davranışlardan uzak duracağız. Biz önce işimize bakacağız, Milli Görüşçü yaptığı işi ve üzerine aldığı vazifeyi en güzel yapan kişidir sözünü kendimize şiar edineceğiz. Biz herhangi bir topluluk değiliz, biz kanarya sevenler derneği değiliz. Biz oyun oynamıyoruz. Biz büyük ideal ve sevdaları olan bir teşkilatız. İşte bu yüzden biz disiplin içerisinde hareket edeceğiz. Verilen görevler ve toplantılar asla aksatılmayacak. Bugün divanımız var Başkanımız divana katılacaksınız dedi sürünerek dahi olsa divana katılma ciddiyetini göstereceğiz. Başarı ancak bu ciddiyet ve disiplinle gelir.

Saadet Partisi Gençlik Kollarımızın güzide mensupları, kıymetli dava kardeşlerim!

Çağlayan Meydanında Peygambere Hakaret edenleri telin için yapılan mitingde Cennet mekân Erbakan Hocamız Meydanı dolduran yüz binlere şöyle hitap ediyordu.

‘’Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam Milli Görüşçüler’’ evet bu hitabın muhataplarını şuanda karşımızda görüyoruz.

Böyle güzel bir hitaba muhatap olan bir teşkilatın, Gençlik Kolları mensuplarına birkaç hatırlatmanın ardından sözlerimi noktalamak istiyorum.

Milli Görüş Gençliği, üzerinde şu vasıfları bulundurmalı ve bu özellikleri üzerinde yaşatmak için azami gayreti ortaya koymalıdır.

Kınayıcının kınamasına aldırmadan İnancından ve Hak bildiği yoldan zerre taviz vermeden ilerleyecektir.

Geceleri zahid, gündüzleri mücahittir.

Yangına körükle değil, yangın tüpüyle gidecek basiret ve feraseti ortaya koyar.

Başarıyı ve zaferi sadece sayısal üstünlüğe değil, temel prensiplere bağlılıkta görür.

Yük olan değil yük alan olur.

Gittiği yere, katıldığı ortama değer katar. Onla çarpar, yüzle çarpar, çoğaltır, eksiltmez, kucaklar.

Papağan gibi devamlı olumsuzlukları sayarak elinde zehirli teneke ile dolaşmaz. Sadece bardağın boş tarafını görmekle yetinmez boş kısmı doldurmaya çalışır.

Asla vazgeçmez, geri vitesi yoktur.

Başarıda gevşemez, başarısızlıkta öldük bittik demez.

Etkilenen değil, etkileyendir. Değişen değil değiştirendir

Bugün hava bulutlu, kar, kış bu iş olmaz demez, kendi mevsimini her zaman yanında taşır. İster güneş açsın, ister yağmur, ister kar yağsın Onun için fark etmez değerlere göre hareket eder.

Heyecanını yitirenin davasını yitireceğini bilir. Heyecan, heyecan, heyecan hatırlatmasını asla unutmaz.

Ey, Millî Görüş Davasının genç mücahitleri!

Teşkilat çalışmalarımız esnasında, tavır ve davranışlarımızda asla açık sözlülük küstahlığa, cesaret cür’ete, dik başlılığa dönmemelidir. Olgun, cesur, zeki, atılgan, düşüncelerini yaşının samimiyeti içinde ve güzel bir üslupla ifade eden, dürüst, değerlerini bilen ve onlarla yoğrulan, kendisine kıymet verildiğinde şımarmayan, kendine güvenen ve kendisine güvenilen bir nesle bir Gençliğe olan ihtiyacımız ne kadar da büyüktür.

Bu meziyetleri üzerinde taşıyan Milli Görüş Gençliği gelecek için bir umut, yarınlarımız için bir lokomotif olacaktır.

Kıymetli kardeşlerim;

Yapılacak iş, yapılacak çalışma bellidir. Model bellidir, geçmişte uygulanıp başarılı olmuş bir model ortadadır. Önce bu modeli eksiksiz bir şekilde çalıştıracağız. Şöyle bir silkelenip kendimize geleceğiz. Hedefler bellidir. Verilen hedefleri adım adım gerçekleştireceğiz inşallah. Teşkilat kademelerindeki eksikler tamamlanacak, icra ve yönetimler mahalle teşkilatları tamam olacak. Milli Gazete abone sayıları verilen hedeflere getirilecek. Aidat meselesini halledeceğiz. Her kardeşimizden gücü ve imkânı nispetinde aidat alacağız.

Milli Görüş’ün başarısı; herkesin huzur ve barış içinde ağız tadıyla yaşayacağı, gencinin yaşlısının, zenginin, fakirin velhasıl bütün milletimizin ve âlem-i İslam’ın yüzünün güleceği bir Türkiye demektir. Yaşanabilir bir Türkiye demektir ve Yeniden büyük Türkiye demektir.

Kuvvet ve kudret sahibi yalnızca Cenab-ı Allah’dır. Allah her şeye kadirdir. O ne dilerse olur. Biz yeter ki üzerimize düşen görevi bize yakışır ve yaraşır şekilde yapalım ve bilelim ki Allah’ın izniyle, sonuçta, Milletimiz Saadete kavuşacaktır.

Biz sevgi ve şefkat dolu gönüllerimizle hikmetle ve basiretle yolumuzda yürüyeceğiz. Hiç şüpheniz olmasın ki bu yürüyüşe bir millet eşlik edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Zafer inanlarındır ve zafer yakındır.

Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.’’

İl Başkanı’nın gündeme dair yapmış olduğu konuşma ve değerlendirmenin sonrasında dilek ve temenniler ile divan sona erdi.

Devamını Oku »

İşte SAADET’in seçim beyannamesi

PDF: http://www.saadet.org.tr/dokumanindir/2011-secim-beyannamesi/

DOC: http://www.saadet.org.tr/dokumanindir/2011-secim-beyannamesi2/

 

BİRİNCİ BÖLÜM

I. TESBİT

GİRİŞ

12 Haziran 2011 Pazar günü yapılacak Milletvekili Genel Seçiminin Ülkemiz, İslam âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’ tan niyaz ederiz.

Her seçim önemlidir. Bu seçim çok daha önemlidir. Çünkü bu seçim, tarihimizin en kritik döneminde yapılmaktadır. Aşağıdaki sorunlar ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir.

12 Haziran 2011 Genel Seçimde verilen karar ile ya aşağıdaki sorunlara çözüm üreten bir iktidar belirlenecek; ya da bu sorunları üretenlerin iktidarları devam ettirilecektir. Ülkemizin geleceğini tehdit eden bazı sorunlar aşağıda sırlanmaktadır:  

  • Ahlaki ve manevi değerlerimiz tahrip edilmektedir.
  • Milli birlik ve bütünlüğümüz tehdit altındadır.
  • Ülkemiz ekonomik açıdan dışa bağımlı hale getirilmiştir
  • Ülke kaynaklarımızın büyük bir bölümü yabancıların denetimine geçmiştir.
  • Bankacılık sektörünün % 60’ı yabancıların eline geçmiştir.
  • Menkul Kıymetler Borsası’nda yabancıların payı % 70’in üzerine çıkmıştır.
  • Milli gelirimizin önemli bir bölümü, yabancı şirketler tarafından faiz ve kâr olarak yurt dışına aktarılmaktadır.
  • Ekonomimiz rakamsal olarak büyürken halkımız yoksullaşmakta, ülkemiz geriye gitmektedir.
  • Dünyanın 17. ekonomisine olduğumuz söylenmesine rağmen, gelirimizin önemli bir kısmına yabancılar ortak edildiğinden gelişme düzeyi açısından ülkemiz 83. sıradadır.

Bu sorunlara çözüm üreten bir iktidar, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak Milletvekili Genel Seçimi ile iş başına getirilmez ise, Türkiye’nin geleceği tehdit altında kalacaktır.

Bu seçimde milletimiz, ya kendi inancı ve düşüncesi olan Milli Görüş’e oy verecek, Saadet Partisi’ni iktidara taşıyarak “Yeniden Büyük Türkiye’nin İnşası”nı başlatacaktır; ya da ülkemizin kaynaklarını ırkçı ve tekelci emperyalizme aktaranları iktidara taşıyacak ve ülkemizi yarı sömürge haline dönüştürecektir.

Oylarımızla ya saadet ve izzeti tercih edeceğiz ya da sefaleti ve zilleti…

A) HER SEÇİM ÖNEMLİDİR; NİÇİN BU SEÇİM DAHA ÖNEMLİDİR?

Çünkü bu seçimlerde vereceğimiz oylarla milletvekillerimizi seçeceğiz ve ülke yönetimini onlara emanet edeceğiz. Onların icraatlarına verdiğimiz oylarla ortak olacağız. Oy verdiklerimizin hem hayırlı işlerinin sevabını hem de yanlışlarının vebalini üstleneceğiz.

Oyumuzla geleceğimizi ve çocuklarımızın istikbalini tayin edeceğiz.

Oy vermek onaylamak demektir ve çok önemlidir. Öyleyse takım tutar gibi parti tutamayız. Kayıkçı kavgasına dönüştürülen siyasi mücadelede herhangi bir tarafı tutarak ülkemizin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden bu kötü gidişata seyirci kalamayız.

Partilerin hem programlarını incelemeli hem de geçmişte yaptıklarına bakarak karar vermeliyiz. Eğer partiler doğru değerlendirilir ve objektif düşünülürse; tercihinizin ülkemizi hak ve adalete göre yönetecek ve Türkiye’yi “Yeniden Büyük Türkiye” haline getirecek olan Milli Görüş’ün tek partisi Saadet Partisi’nden yana olacağına inanıyoruz. Çünkü Saadet Partisi milletimizin kendi dünya görüşü ve değer ölçülerini temsil etmektedir.

Demokrasi, bir ülkede halkın kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine göre kendini idare ettiği durumda söz konusudur. Halktan oy alınarak iş başına gelindiği halde,  iç ve dış egemen güçlerin istek ve iradesine uygun olarak milletin yönetildiği ülkelerdeki rejim demokrasi değildir.

Türkiye’de demokrasi adı altında “demokratur” oyunu oynanmaktadır. Demokrasi, halkın kendi irade ve rızasına göre seçtiği ve ülkeyi yönetme yetkisini belli bir süre için kendilerine emanet ettiği, icraatlarını ve tasarruflarını denetlediği bir yönetim biçimidir. Demokrasi kavramı kullanılarak, çeşitli yollarla halk yönlendirilip oylarının alınması ve böylece “yönetime alet edilmesi” yolunun adı ise “demokratur”dur.

Her seçim önemli bir hadisedir. Seçim, Ülkenin geleceğini oylamak demektir. Bugün ülkemizin geleceği ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır ve ipotek altındadır. Bu nedenle Türkiye için bu seçim tarihi öneme sahiptir. Başka bir ifadeyle “OLMAK ya da OLMAMAK” anlamını taşımaktadır. Bu yüzden, aşağıdaki bölümlerde, öncelikle ülkemizin bugünkü durumunu, önümüzdeki tehlikeleri ve dünyanın karşı karşıya bulunduğu tehlikeler konusundaki endişelerimizi belirterek milletimize kurtuluş reçetesi olarak bu seçim beyannamesini sunuyoruz.

B)  TÜRKİYE’NİN BUGÜN KARŞI KARŞIYA BULUNDUĞU SORUNLAR

Son yıllarda Türkiye maalesef yaşanabilir bir ülke konumuna getirilememiştir. Aksine yaşam şartları çok daha ağırlaşan bir ülke haline gelmiştir. Bu durumun düzelme emareleri de gözükmemektedir. İnsanlarımızın büyük çoğunluğu geleceğine umutla bakamamaktadır.

Türkiye’nin sadece yaşanabilir bir ülke değil, güçlü bir ülke olması için her şeyi vardır. Yeraltı, yerüstü kaynaklara, stratejik coğrafyaya, zengin tarihi mirasa, yetişmiş insan gücüne sahiptir. Ama bunların hiçbirisi gereği gibi değerlendirilememektedir. Ülkemizde milli dinamikleri harekete geçirecek bir milli ekonomik kalkınma modeli geliştirilememiştir.

Türkiye’nin sorunları 9 yıllık AKP hükümetleri dönemlerinde giderek ağırlaşmıştır.

1. Birlik ve Beraberliğimiz Tehdit Altındadır

Batılı emperyalist mihraklar, ırkçılığı kendi ülkelerinin birlik ve bütünlüğünün temel dinamiği olarak kabul etmektedirler. Sömürgeleştirmek istedikleri coğrafyalarda ise, “böl, çatıştır, yönet ve sömür” politikasının bir aracı olarak kullanmaktadırlar. Bu mihraklar, ırkçılığı ayrıştırma ve çatıştırma aracı olarak kullanarak Osmanlı Devletini böldüler ve çöküş sürecini hızlandırdılar. Bugün de coğrafyamızda ırkçılık ve mezhep farklılığını ayrıştırma ve çatışma aracı olarak kullanmaya çalışmaktadırlar.

Ülkemizde uygulanan gayri milli eğitim politikalarıyla gençlerimizi dini ve manevi değerlerden uzaklaştırdılar. Irkçı ve bölücü akımları desteklediler. Mevcut iktidar, Batı güdümündeki “Kürt Açılımı” girişimiyle ülkemizdeki ayrımcı akımları adeta teşvik etti ve özendirdi. Milli birlik ve bütünlüğümüzün harcı mesabesinde olan “İslam Kardeşliği” bilinci zayıflatıldı. Güney ve Doğu Anadolu Bölgelerinin geri bırakılması, temel hak ve özgürlüklerin kamu kurum ve kuruluşları aracılığı ile ihlal edilmesi, ülkemizde birlik ve dayanışma bağlarının zayıflamasına ortam hazırladı.     

Bugün ülkemizin birlik ve bütünlüğü tehdit altındadır. ABD ve AB, ülkemizdeki ayrımcı akımları dolaylı olarak desteklemektedirler. İslam coğrafyasında başlatılan siyasi ve sosyal istikrarsızlıkların ülkemize sıçramasından endişe duymaktayız.

Milli Görüş’ün temel esasları, milli birlik ve bütünlüğümüzün temel harcı ve teminatıdır.

2. Ülkemizde Ahlaki ve Manevi Değerler Tahrip Edilmektedir

Mevcut gayri milli eğitim politikaları ve televizyon dizileri ülkemizde ahlakî ve manevi değerlerimizin zayıflamasına ortam hazırladı. Aile ve komşuluk bağları zayıfladı. Mevcut AKP iktidarı son sekiz yılda eğitim programlarında olumlu bir değişiklik yapamadı. Ahlaki ve manevi değerlerin eğitimine önem veren düzenlemeler yapamadı. Toplumun ahlâki değerlerinin tahrip edilmesine seyirci kaldı.

Internet, görsel basın ve medya yoluyla manevi değerlerin tahribi devam etmektedir. Okul ve aile bireyleri arasındaki şiddet giderek tırmanmakta ve ülkemizde madde ve alkol bağımlığı sürekli artmaktadır.

Televizyonlarda oynayan diziler toplumumuzun ahlâki değerlerini tahrip etmektedir. Gençlerimize kötü alışkanlıklara özendiren bu televizyon dizileri tembelliği, üretmeden tüketmeyi ve zamanlarını boşa geçirme alışkanlıkları kazandırmaktadır. Şanlı tarihimizle ilgili gerçekler çarpıtılmakta, tarihi şahsiyetler hakkındaki yanlış bilgiler yaygınlaştırılmaktadır. 

Basında hemen her gün ülkemizde 12- 13 yaşlarında kız çocuklarının tecavüze uğradıklarını içeren haberlerin yer alması ahlâki tahribatın boyutlarını ortaya koymaktadır.

Aileler dağılıyor.

Çocuklar suç makinesi haline geliyor.

Uyuşturucu ve fuhuş temel eğitim okullarına kadar indi.

Dolandırıcı ve hırsız şebekeleri cirit atıyor.

İcra ve iflaslar intihara sürüklüyor.

Hunharca işlenen cinayetler ve tecavüzler tüyler ürpertiyor.

Bu Bir Uçurumdur.

3. Ülkemiz Önemli Ekonomik Sorunları Yaşamaktadır

Ülkemiz, tarihinin en ağır sosyal ve ekonomik bunalımını yaşamaktadır.

a. İşsizlik Kronikleşmiştir

İşsizlik, çalışma gücüne ve iradesine sahip insanın çalışma imkânından mahrum olma durumunu ifade eder.  Ülkemizde çalışma irade ve gücüne sahip olan her beş kişiden birisi işsizdir.

Ekonomik ve sosyal boyutları olan işsizlik ülkemizin karşılaştığı önemli sorunların başında yer almaktadır. İşsizlik kitleleri yoksullaştıran ve sosyal barışı tehdit eden bir sorundur.

İşsizlik, hem iş arayan insan için hem ailesi hem de içinde yaşadığı toplum için sosyal ve ekonomik yönleri olan önemli bir sorundur.

İşsizlik sorunu doğal bir afet değildir. Üretimi sınırlayan, paylaşımdaki adaletsizliğe yol açan yanlış politikaların ürettiği insan yapısı bir sorundur.

Eğer insan istihdam edilirse, normal şartlar altında tükettiğinden fazla üretir. Üretilen değerin bir bölümü tüketilir ve tüketilmeyen kısmı tasarruf edilerek yatırımlara yönlendirilirse, hem yeni iş imkânları oluşturulur hem de emeğin verimliliğini artıracak yeni araç ve gereçler keşfedilir ve geliştirilir. İnsan emeği potansiyel servettir. İşsize iş bulunması, hem işçiyi hem de ülkeyi zenginleştirir.

Bugün çalışabilecek güç ve iradeye sahip her 100 insanımızın yaklaşık 20’si iş bulamadığı için çalışamamaktadır. Uygulanmakta olan gayri milli ekonomi politikaları insanımızı işsiz bırakarak yoksullaştırmakta ve sefalete mahkûm etmektedir.

2008 Küresel İktisadi Bunalımı Türkiye’nin reel sektörü üzerinde önemli ölçüde daraltıcı etkide bulundu. Makro dengeleri alt üst etti. İç ve dış talepte önemli düşmeler oldu. Birçok firma iş yerini kapatma ve işçi çıkartma zorunda kaldı. Bu dönemde genç nüfustaki işsizlik oranı % 20’nin üzerinde, tarım dışı işsizlik oranı ise %17 idi. Reel olarak bu işsizlik rakamlarının açıklanandan çok daha fazla olduğunu görüyoruz. 2010 yılındaki ekonomik toparlanma sadece para ticareti yapanların ve rantiyecilerin işine yaramış; ekonomik büyümenin nimetlerinden sosyal anlamda vatandaş yararlanamamıştır. 2010 yılı sonu itibariyle ülkemizde işsizlik oranın hala %11,9 olması, işsizliğin ülkemizin en önemli sorunu olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de 18 milyon evlenecek genç var. Fakat bunun 13 milyonu işsiz. AKP iktidarı işsizlik sorununa kalıcı ve etkin çözümler üretemedi. İşsizlik kronikleşerek sorun olarak devam etmektedir.

Saadet Partisi’nin uygulayacağı “Beşeri İktisat” hak ve adalet merkezli ilmi ve insani bir ekonomi modelidir. Uygulanan ekonomik politikalar, çalışma gücüne ve iradesine sahip olan iş gücüne iş sağlıyor ise başarılıdır, İş imkânı sağlamıyor ise başarısızdır. Bu sistemde faizin yüksek olması, hem işsizliğin başlıca sebebi hem de paylaşımda adaletsizliğin kaynağıdır.

b. Halkımız Göreceli Olarak Yoksullaştırılmaktadır

İnsanlarımızın yarıdan fazlası geçim sıkıntısı çekmektedir. Ülkemiz dünyanın merkezinde yer almaktadır. Yerüstü ve yer altı zengin kaynaklara sahip olmamıza rağmen uygulanan yanlış ekonomi politikalarından dolayı halkımızın önemli bir bölümü yoksullaştırılmıştır. Dolar milyarderlerinin sayısı hızla artarken gıda ve kömür yardımına muhtaç olan insanlarımızın sayısı da yükselmektedir.

Uygulanan yanlış ekonomi politikaları 20 milyon insanı yoksulluk sınırının altında yaşama zorunda bırakmıştır. Nitekim TÜİK’in 2009 yılı verilerine göre ülkemizde yoksulların sayısı bir önceki yıla göre 0.97 puan artarak yüzde 18’e yükselmiştir. Bu oran 2008 yılında yüzde 17 dolayındaydı. Başka bir ifade ile mutlak anlamda yoksul olan insanımızın sayısı 12,7 milyon civarındadır. Yaklaşık olarak her beş kişiden biri yoksul durumundadır.

Ülkemizde kırsal kesimlerde yaşayan yoksul nüfus daha fazladır. TÜİK verilerine göre kırsal kesimlerde yaşayanların 2008 yılında yüzde 35’i yoksuldu. Bu oran 2009 yılında yüzde 39’a yükselmiştir. Kentlerde yaşayan insanlarımızın yaklaşık yüzde 10’u yoksul durumdadır.

Tarımdaki yanlış politikalar çiftçimizin, köylümüzün çoğunu yoksullaştırmıştır.

Eskimiş ve köhnemiş mevcut ekonomik yapı sorun üretiyor. Bu yapı değiştirilmeden yoksulluk önlenemez. İşsizlik sorununa kalıcı çözümler üretilemez.

c. Fischer- Derviş Modeli Ekonomimizi Dışa Bağımlı Hale Getirmiştir

Milletimiz, 1996-97 yıllarını, Refahyol Hükümeti dönemini hatırlamakta, takdirle ve özlemle yâd etmektedir. Bütün hukuki ve ilmi dayanaklardan yoksun iddia ve ithamlara, içeriden ve dışarıdan yapılan saldırılar ve çıkartılan engellere rağmen 54.Erbakan Hükümeti Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti oldu. Türkiye’de 1997 yılında GSMH (toplam milli gelir) % 9,1 oranında büyüdü. Fert başına milli gelir artışı hızlı oldu. Kesilen yasal ve yasa dışı hortumlardan elde edilen kaynaklar toplum kesimlerine aktarıldı. İşçi, memur, emekli, çiftçi hakkını aldı, esnafın yüzü güldürdü. Piyasalar canlandı, sanayici üretti, tüccar ihracat yaptı.

“28 Şubat Post Modern Darbesi”yle Türkiye’de bir yalan ve talan dönemi başlatıldı. Her çeşit sömürüye karşı önlem almaya başlayan 54. Erbakan Hükümeti ırkçı-tekelci emperyalist çevreleri rahatsız etmişti. Bu amaçla egemen güçler ve şer mihrakların güdümünde olan bazı sivil toplum kuruluşlarının sözde başkanları devreye sokuldu. 54. Erbakan Hükümeti’nin koalisyon ortağı olan Doğruyol Partisi milletvekillerine baskı yapıldı. 54. Erbakan Hükümeti, “28 Şubat Post Modern Darbesi”yle iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra tam anlamıyla bir talan dönemi başlatıldı. Sadece 57. Hükümet döneminde iç ve dış sermaye çevrelerine borç faizi olarak aktarılan para 100 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu miktar beş yıllık olağanüstü dönem için hesaplandığında 140 milyar doları bulmaktadır. Bankalar aracılığıyla hortumlanan 40 milyar dolar, GSMH’nın 50 milyar dolar azalması, Irak’a ambargonun sürmesinden kaybedilen 40 milyar dolar, yolsuzluklar ve sözde özelleştirmelerle kaçırılan 30 milyar dolar hesaba katıldığında olağanüstü dönemin maliyeti 300 milyar doları bulmaktadır. Çıkartılan Şubat 2001 Ekonomik Bunalımı dolayısıyla değer kaybeden milli kuruluşlar ve özel girişimcilerin kayıpları bunun dışındadır.

Şubat 2001’de baş gösteren ekonomik bunalım, o dönemin üçlü koalisyon hükümetini IMF’ye başvurma zorunda bıraktı. Kemal Derviş ve hocası Stanley Fischer Türkiye’ye davet edildi. Halen İsrail Merkez Bankası Başkanı olan Fischer ile Derviş İMF patentli Fischer-Derviş Modelini dönemin iktidarına benimsettiler. Bu model ülkemizde mevcut ekonomik sorunları üretti. Ülke ekonomisini dışa bağımlı hale getirdi.

Bu modelin oluşturduğu ekonomik yapıyla;

1.    Konan kotalarla ve düşük taban fiyatı uygulamasıyla tarımsal üretimin azaltılmasını,

2.    Alım gücü düşürülerek enflasyonun denetim altına alınmasını,

3.    Özelleştirme politikası ile küresel sermayeye kârlı alanların sunulmasını,

4.    Bankacılık ve finans kesimlerinin yabancılaştırılmasını,

5.    İç piyasada tekelleşme alanlarının genişletilmesini,

6.    Düşük kur yüksek faiz politikaları ve sıcak para hareketi yoluyla uluslararası finans kapitalistlerinin en yüksek kârlar elde etmelerine ortam hazırlanmasını amaçlanmaktaydı.

IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların belirlediği çerçeve içinde geliştirilen ekonomi politikaları 9 yıllık AKP hükümetleri dönemlerinde de harfiyen ve tavizsiz olarak uygulandı. Bu politikalar, spekülatif kazanç peşinde koşan küresel sermaye için ülkemizi yeni kazanç alanı haline getirdi. Türkiye’de krizler bunun için çıkarılmıştır, bankalar bunun için batırılmış, bazı bankaları da ayakta tutmak için milyonlarca dolar bunun için destek olarak verilmiştir. Bu olup bitenleri, bu iflası ve yıkımı hiç kimse beceriksizlik, masum yanlışlıklar ve ihmalkârlıklarla izah edemez. Bu tablo, sadece bilgisizlik, tecrübesizlik ve yanılgıların sonucu olamayacak kadar vahimdir. AKP hükümetleri bundan dolayı sorumludur. AKP iktidarı dahili talanı durdurmak için gayret göstermeye çabalarken benimsediği Fisher-Derviş Modeli ülkeyi küresel sömürünün alanı haline getirmiştir.

d. Esnaf ve Sanatkarımız Dükkanını Kapattırma Zorunda Bırakılmıştır

Esnaf ve sanatkârımız asli gelir kaynağı olan işçi, memur, çiftçi, emekli vb. gibi sosyal kesimlerin gelir düzeylerinin düşmesinin yanında AVM(Alışveriş Merkezlerinin)’nin sayılarının gittikçe artması nedenleriyle çok zor günler yaşamaktadırlar. Dokuz yıllık AKP iktidarlarında 1miyon 48 bin esnaf ve sanatkâr kepenk kapatmış, işsizler ordusu içinde yer almışlardır.

Esnafın bankalara borcu 17 milyar TL civarına çıkmıştır.

Protestolu senet 6 kat artmıştır, tutarı 6 milyar TLdir.

Karşılıksız çek sayısı 2,5 katına çıkmıştır.

e. Tarım Çökertilmiştir

Dünyada üzerinde en fazla durulan konuların başında açlık ve yetersiz beslenme sorunu gelmektedir. Artan dünya nüfusuyla birlikte gıda ihtiyacı da artmaktadır. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO), günümüzde dünyada 900 milyonun üzerinde insanın kronik açlık sıkıntısı çektiğini, yetersiz beslenenlerin ise 1 milyarın üzerinde olduğunu açıklamaktadır. Açlık korkusu gıda üretimini gerçekleştiren tarım sektörüne büyük önem verilmesini gerektirmektedir. Bu durumu bilen gelişmiş ülkeler tarım sektörünü desteklemektedirler. Mesela ABD her yıl tarım sektörüne 100 milyar dolar, AB 60 milyar dolar gibi büyük destekler verirken Türkiye tarıma yaklaşık 3-3,5 milyar dolar gibi yetersiz miktarda kaynak ayırmaktadır.

 DSP-MHP-ANAP döneminde başlatılan hatalı tarım politikaları AKP hükümetleri döneminde de devam ettirilmiştir. Bu arada tarımsal üretimi gerçekleştiren çiftçimiz hem üretim aşamasında hem de üretimden sonraki pazarlama aşamasında desteklenmemiş tabir caiz ise kendi kaderine terk edilmiştir. Bunun sonucu olarak çiftçi zarar etmiş ve üretimi yapamaz hale gelmiştir. Neticede tarımsal üretim düşmüş ve önceleri gıda üretimi yönünden dünyanın kendine yeterli 7-8 ülkesinden biri olan hatta ihracat yapan Türkiye son yıllarda bu özelliğini kaybetmiş ve ithalatçı ülke konumuna düşürülmüştür. Öyle ki, ülkemiz AKP iktidarında buğday, pirinç, mısır, pamuk gibi bitkisel ürünler ile karkas et ve canlı hayvan ithal eder duruma düşürülmüştür. Önceki yıllarda canlı hayvan ihraç eden Türkiye 2010 yılında Kurbanlık hayvan ithal eder hale düşürülmüştür.

f. Milletimizin Geleceği Borç Düzenekleriyle İpotek Altına Alınmıştır

Yanlış ekonomik ve politik tercihler ülkeyi iflasın eşiğine sürüklemiştir. Özellikle dokuz yıllık AKP iktidarları döneminde uygulanan ekonomik politikalarla ülke ağır bir borç batağına sokulmuştur. Bugün Türkiye ekonomisinde, 2010 yılı sonu itibariyle kamunun borç yükü 500 milyar doları aşmıştır. Ülkemizde sadece Devletimiz borçlu değildir, işletmelerimiz ve halkımız da borçlandırılmıştır; topyekûn milletimiz borçlandırılmıştır. 2011 Yılı Kamu Bütçesi gelirlerinin yüzde 20’sinin faiz ödemelerine ayrılacağı öngörülmektedir. Ülkemizde toplam tasarruf oranı düşürülmüş ve ülke ekonomik çarkın döndürülmesi için yeni borçlanmaya gitme zorunluluğu hasıl olmuştur. Borç, borç ile ödenmektedir. Borç-faiz-borç düzeneği ile halkımız yoksullaştırılmaktadır. Ülkenin geleceği adeta finans baronlarına ipotek edilmiştir. Millet olarak biz çalışıyor ve üretiyoruz. Para ve sembolik değer ticareti yapanlar kazanıyor; mal ticareti yapanlar ise ayakta durmaya gayret ediyorlar.

Ülkemizin tasarruf açığı borç ve sıcak para ile kapatılmaya çalışılmaktadır. Ülkeye kısa süreler için giren ve çıkan sıcak paralar büyük kârlar elde etmektedir. Hükümet sıcak parayı vergilendirmeye cesaret edememektedir. Ülkeyi yönetenler, para bulmak için dünya egemenlerinin her dediğini yapmaktadırlar. Hatta mevcut iktidar sıcak parayı ürküten açıklamalar yapmamak için ana muhalefeti uyarmaktadır. Bu yalan ve talan düzeninin devam ettirilmesi için adeta ana muhalefeti dolaylı olarak işbirliğine davet etmektedir.

g. Ülke Ekonomisi Yabancılaştırılmıştır

Türkiye’nin önemli banka ve işletmeleri özelleştirme yoluyla yabancıların eline geçmiştir. Üretimde, finansman ve hizmet sektöründe yabancıların payı sürekli artmaktadır. Milli gelirin paylaşımında yabancılar gittikçe daha fazla paya sahip olmaktadır. Türkiye’de özelleştirme politikası 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlandı. 1985- 2010 yılları arasında özelleştirme yoluyla satılan bütün kamu işletmelerinden elde edilen toplam gelir 50 milyar dolar kadardır. Sadece 2011 Yılı Kamu Bütçesi’nde faiz ödemeleri için ayrılan miktar 47,5 milyar TL’dir. Başka bir ifadeyle 26 yılda satılan veya arsaları için kapatılarak tasfiye edilen bütün kamu işletmelerinin satışından elde edilen gelir, bir buçuk yıllık borç faizine bile yetmemektedir. Ülkemizde özelleştirilen işletmelerin önemli bir bölümü yabancılara satıldı. Yani milli işletmeler yabancılaştırıldı.

Yeni sömürgeciliğin en önemli aracı da faizdir, rant ekonomisidir. Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler borçla, faizle batırılmaktadırlar. Varı yoğu iç ve dış rantiyeler tarafından yağmalanan, üretimin cezalandırıldığı, parayla para kazanmanın kural haline geldiği bir ekonominin sadece işsizlik, yoksulluk, sefalet, ahlaki çürüme, manevi aşağılama değil, aynı zamanda kaos üretmesi kaçınılmazdır. Nitekim Türkiye’de siyasi gerginlik artırılmakta ve kamplaşma körüklenmektedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kötü günlerini yaşamaktadır. Sadece işsizlerin, açlıkla, yoksullukla boğuşan insanların sayısı artmıyor. Türkiye’nin bütün zenginliklerine; şirketlerine, bankalarına, madenlerine, piyasalarına el konulmaktadır; ülkemizin bağımsızlığı, hatta sınırları tehdit altındadır. Ülkemizde huzursuzluk ve iç çatışmalar teşvik edilerek milli bütünlük ve birliğimizi tehdit eden girişimler sürdürülmektedir.

h. Ekonomimiz Rant ve Yolsuzluk Ekonomisine Dönüştürülmüştür

Ekonomimiz rant merkezli bir ekonomiye dönüştürülmüştür. Üretenler değil, rant çevreleri milli gelirin büyük bir bölümüne sahip olmaktadırlar. Üretici firmalar ayakta kalma mücadelesi verirlerken bankalar kâr rekoru kırmaktadırlar. Kitleler yoksullaşırken dolar milyarderlerimizin sayısı artmaktadır. Reel üretimle uğraşanların tasarruf gücü zayıflarken sembolik değerler ticareti yapanların serveti katlanarak artmaktadır. Halkımızın büyük bir bölümü giderek fakirleşmekte, ama küçük bir azınlık faizle, vurgun ve soygunlarla servetine servet katmaya devam etmektedir.

Ülkemizde yolsuzluk sorununa çözüm üretilemedi. Türkiye yolsuzluk sıralamasında 4,6 puanla, 180 ülke arasında Litvanya ve Polonya’yla birlikte 58. sıradadır.

i. Sosyal Yapımız Çökertilmektedir

Sosyal yapı başta aile olmak üzere toplumun diğer sosyal kurum ve kuruluşlarından oluşmaktadır. Aile,  komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin zayıfladığı bir toplumda sosyal yapı da zayıflar ve toplumun katmanları arasında yardımlaşma ve dayanışma bilinci de azalır. Milli ve manevi değerlerimizi zayıflatan mevcut eğitim sistemi sosyal yapının çözülmesine yol açmaktadır.

Saadet Partisi sosyal yapımızın güçlendirilmesi için önce ahlâk ve maneviyata önem veren bir eğitim sisteminin geliştirilmesini temel hedef olarak benimsemektedir. Manevi eğitim ile toplumun katmanları arasında şefkat, sevgi ve hoşgörü yaygınlaştırılarak güçlendirilecektir. Sosyal yapısı güçlü olan toplum birlik ve dayanışma içinde bütün zorluk ve sıkıntıların üstesinden gelebilir.

Mevcut eğitim sistemi, yazılı ve görsel medya insanımızı aşırı bencilleştirmiştir. Daha önceki iktidarlar gibi AKP iktidarı da ülkemizde insanları üstün ideallerden uzaklaştırmış ve dünyevileştirme sürecini yaygınlaştırmıştır.

Siyaset, hak ve adaleti egemen kılma mücadelesi olmaktan adeta çıkartılmış; mevki, makam, şan-şöhret ve servet edinme uğraşısı haline getirilmiştir.

Reel politika, adeta egemenlerin çıkarlarına hizmet etmekten başka çare olmadığı anlayışının benimsenmesine dönüştürülmüştür.

Ahlâk, manevi değerler ve yüksek ideallerin zayıfladığı toplumda sosyal yapının çözülmesi ve çürümesi kaçınılmaz hale gelir.  

Yukarıda belirtilen ve ülkemiz için tehdit oluşturan faktörlerin hepsi diğer ülkeler için de birer tehlikedir. Küreselleşme, dünya egemenleri tarafından nimetleri ve külfetleri paylaşılan bir dünya olarak tasarlanmamıştır. Küreselleşme, sadece para baronları tarafından “sermayenin küreselleşmesi” olarak uygulamaya konmuştur. Sonuçta ekonomisi güçlü ülkeler yoksul ülkeler ile aralarına adeta tek yönlü geçişi olan bir ‘filtre’ koymakta; bu filtreyle yoksul ülkelerin sermayesini ve doğal kaynaklarını süzerek kendi taraflarına alırken iş gücünün ve daha geniş anlamda insanların geçişini engellemektedirler. Yoksul ülkelerin her geçen gün borçları ve nüfusları artmakta fakat sermayeleri ve iş sahaları azalmaktadır. Küreselleşmenin yol açtığı paylaşımdaki adaletsizlik yoksulluk ve sefaleti de küreselleştirmektedir. Bu kısır döngü, Eylül 2008’de dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ABD’de Mali Bunalım’ın baş göstermesine ortam hazırladı. Bu bunalım daha sonra Ekonomik Bunalıma dönüşerek bütün ve ülkemizi dünyayı etkiledi.

4. İnsan Hakları ihlalleri Devam Etmektedir

Türkiye’nin insan hakları karnesi hala yeterince iyi değildir. AB’nin baskısı ile demokratikleşme ve insan hakları adına yapılan göstermelik düzenlemeler gündelik yaşama yeterince yansımamıştır, baskılar bütün acımasızlığıyla devam etmektedir. Hala polisin ve bürokratların halk ile ilişkilerinde kabalık ve baskı sürdürülmektedir. 12 Eylül Referandumla yapılan değişiklikler gündelik hayata yansıtılmamıştır. Uygulamalar bürokratların insafına terk edilmiştir.

Türkiye’de düşünce özgürlüğünü sınırlayan uygulamalar sürdürülmektedir. Yanlış bir laiklik anlayışı ile inançların üzerindeki baskılar devam etmektedir. Hala on binlerce kız çocuğu başörtüsü dolayısıyla eğitim hakkından mahrum edilmektedir. Kısaca, insanların kendilerini ifade etmeleri ve inandıkları gibi yaşamaları hukuk dışı yollarla, sistemli bir şekilde engellenmektedir.

Türkiye hala hukukun üstün olduğu bir devlet konumunda değildir. Mahkemelerde dosyalar artmakta ve davalar uzun yıllar neticelendirilmemektedir. Bu durum insanımızı mağdur etmekte ve yargı kurumlarına karşı güvenin azalmasına yol açmaktadır.

5. Sosyal Devlet Zaafa Uğratılmaktadır

Ülkemizde sosyal devlet politikalarının bir kısmı terk edilmiştir. İşsizlik sigortası fonunda biriken paralar amacı dışında kullanılmaktadır.

Uygulanan yanlış ekonomi politikaları kitleleri yoksullaştırmaktadır. Bu uygulamalardan dolayı kitlelerin yoksullaştırılma süreci devam etmektedir.  Yaklaşık olarak her beş kişiden biri yoksul durumdadır. Gıda paketine ve kömür yardımına muhtaç insanlarımızın sayısı giderek artmaktadır. Sosyal devletin yerine rantiyeye sürekli kaynak aktaran, fakirlere ise sadaka mahiyetinde yardım dağıtan bir devlet anlayışı ikame edilmeye çalışılmaktadır.

6. Dış Politikadaki Çelişkiler

Türkiye’nin son yıllarda komşularıyla ilişkilerini düzeltmeye çalışması müspet bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Milli Görüş’ün komşu ülkelerle her alanda işbirliği ve dayanışmayı güçlendirme politikası kısmen de olsa uygulanmaktadır. Bu alanda başlatılan girişimlerin Türkiye’nin kendi girişimiyle başlatılıp başlatmadığı konusunda kuşkular tamamen giderilmemiştir. Şayet Türkiye bu girişimi kendiliğinden başlattıysa niçin daha aktif rol oynamamakta ve belli sınırlar çerçevesinde hareket etmektedir.

Türkiye’nin Libya konusundaki çelişkili tavrı bu alanda ülkemizin Batılı emperyalist güçler tarafından verilen rolü yerine getirdiği iddialarını güçlendirmektedir. Türkiye, coğrafyamıza dışarıdan gelen müdahalelere karşı dik durmalıdır. Bu alanda daha da aktif hareket etmelidir. İslam Birliğine götüren girişimleri vakit kaybetmeden başlatmalıdır. İslam Konferansı ve D–8 teşkilatlarının daha güçlenmesinde öncü rol üstlenmeli ve Müslüman ülkelerdeki çatışmaları önleyecek bir Müslüman Ülkeleri Barış Gücü’nün kurulmasında aktif rol almalıdır.

Emperyalist mihraklar son dört yüz yıl boyunca İslam coğrafyasına sömürü, talan, çatışma ve savaşlardan başka bir şey getirmemiştir. Tarih boyunca zalim ve haksızlar gittikleri yerlerde hep savaş ve çatışma çıkartmışlardır. Sömürü ile barış ateşle barut gibidir. İkisi bir arada asla bulunamazlar. Sömürgeciler bozguncudurlar. Onların görevi yeryüzünü ifsat etmektir. Barış ancak hukukun üstünlüğünü sağlamak ve adaleti tesis etmekle sağlanır.   

Bu gerçekler karşısında AKP hükümetlerinin son dokuz yıldır sürdürdüğü dış politikanın aksine bir görüntü verse de, Ülkemizin menfaatlerine fayda sağlamadığı gibi Bölgemiz ve Dünya barışına da katkı sağlamadığı kanaatindeyiz.

1 Mart 2003 Teskeresi’nin TBMM’de reddedilmesi başarılı bir taktik olarak lanse edilmiş, fakat ardından hava sahamız ve limanlarımız, Irak’ın bombalanması için ABD uçaklarına açılmıştı. Üstelik bu işgale ne BM’ler ne de NATO rıza göstermişti.

Buna rağmen askerimizin başına çuval geçirilmiş, AKP Hükümetinden hiçbir tepki gelmemişti.

2004 yılında AB üyeliği için görüşmelerin başlatılması bir başarı gibi gösterilmiş, aynı yıl yayınlanan AB ilerleme raporunda Türkiye aleyhinde ve Türkiye’yi bölmeye matuf maddelere karşı hiç ses çıkarılmamıştı.

Kıbrıs’ta, AB’nin ve ABD’nin oyununa gelinerek, önce Kıbrıs Rum kesiminin AB üyeliğine karşı çıkılmamış, ardından da Annan Planı’nın kabulü için Kıbrıs halkına baskı yapılmış ve neticede kozlar tamamen Kıbrıs Rum Kesimi’nin eline geçmiştir.

Ege problemi sanki ortadan kalkmış gibi davranılmasına rağmen, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın işbirliği ile problem büyümektedir.

‘BOB’ ve ‘Dinler arası Diyalog’ eş-başkanlıklarına ilaveten ortaya atılan ‘Komşularla Sıfır Problem’ taktiği bir fayda sağlamamıştır.

İsrail’in OECD üyeliğine razı olunması ve BM’de “İsrail’in Kınanması” kararına karşı çıkmaması da ‘iki yüzlülük’ olarak nitelendirilmiştir.

Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine atanması esnasında sergilediği tavır ve güya alınan tavizlerin hepsi boşa çıkmıştır.

Benzer bir çelişki “Füze Kalkanı” projesinde de yaşanmış, Türkiye önceden karşı çıkmasına rağmen, proje kapsamındaki radar ve füzelerin Türkiye’de konuşlanmasına razı olmuştur.

Davos’taki “One Minute” çıkışı ve “Mavi Marmara” katliamında İsrail’den özür ve tazminat talepleri Türkiye ve İslam dünyasında takdir toplarken, önceden karşı çıktıkları NATO’nun Libya’ya müdahalesine sonradan rıza göstermeleri, bu sempatiyi tamamen ortadan kaldırmıştır.

Bunlara ilaveten Bulgaristan’ın seçimle gelen Müftüyü tanımaması ve Yunanistan’ın da Batı Trakya Türklerine karşı sürdürdüğü tavır “Komşularla Sıfır Problem” politikasından hiç etkilenmemiştir.

Hükümet, “Haçlı Seferleri”nin yeniden başlatıldığını ilan eden ABD Başkanlarının ve Fransa İçişleri Bakanı’nın beyanlarını ya duymuyor veya umursamıyor ki, iki durum da Ülkemiz ve İslam Âlemi için endişe vericidir.

Kanaatimiz odur ki, AKP Hükümetinin bütün bu çelişkili ve teslimkâr tavırlarının temelinde kendi ahlaki ve manevi değerlerimize bağlılığın zayıflaması yanında Türkiye’nin ekonomik yönden Uluslararası Irkçı-Emperyalist sermayeye teslim olması ve kendini Batı taşeronluğuna mahkûm hissetmesinden kaynaklanmaktadır.

 C. DÜNYADA MEYDANA GELEN GELİŞMELER VE TÜRKİYE

Dünyada Küreselleşme adı altında “Kuvveti Üstün Tutan” anlayışa dayalı kurumlar oluşturularak yeni bir sömürgeleştirme süreci başlatılmıştır. Küreselleşme “Kuvveti Üstün Tutan” zorba bir anlayışın yeryüzünde hâkimiyet kurma projesidir

Türkiye’de ve Dünya’nın diğer bazı ülkelerinde meydana getirilen ekonomik krizler ve çöküntüler “bir ihmal ve beceriksizliğin sonucu değil“, bazı dış mihrakların ana gayelerine ulaşabilmek için yürüttükleri “planlı ve programlı bir faaliyet”in sonucudur.

Irkçı-tekelci mihraklar “11 Eylül Olayı”nı küresel yeni bir dünya düzenin kuruluşuna ortam hazırlamak için tezgâhladılar. Bu olay yeni sömürgeci düzenin kuruluşuna yönelik çalışmalar başlatılması için bir bahane olarak ileri sürüldü. Bu olay bahane edilerek Afganistan ve Irak işgal edildi. Batı’da İslam Korkusu (İslamofobia) ile kitleler ifsat edildi.

1. Türkiye’de Post Modern Sömürgeci Politikaların Uygulamaya Konması 

28 Şubat 1997 Post Modern Darbesiyle Irkçı-Tekelci-Emperyalist çevreler 54. Erbakan Hükümetini iktidardan uzaklaştırdılar. Türkiye’yi küresel ekonominin etki alanına getirmek için işbirlikçi hükümetleri iktidara taşıdılar. Irkçı ve Tekelci mihrakların etkisiyle 28 Şubat Postmodern Darbesi Pentagon ve ABD hariciyesi tarafından hazırlanmıştır. Küresel sermayenin yerli aktörleri tarafından uygulanmaya kondu. 28 Şubat Post Modern darbesiyle ülkemizde tam anlamıyla bir yalan ve talan dönemi başlatıldı. Bu darbenin temel amacı Türkiye’yi siyasi ve iktisadi açıdan dışa bağımlı hale getirmekti. Nitekim ondan sonra kurulan hükümetler hep İMF’nin belirlediği yol haritasını izlediler. Ülkemizi yarı sömürge haline getirdiler.

Mevcut AKP iktidarı İMF patentli Fischer-Derviş Modelini tavizsiz uyguladı. Daha önceki üçlü koalisyonun yapamadığını başardı. AKP hükümetleri halen 2002 öncesi talan düzenini değiştirmeden sürdürmektedir.

2. Küresel Irkçı-Tekelci Mihrakların Türkiye’ye Yönelik Hedefleri

Türkiye’de uygulanan IMF programlarının, uluslararası sermayenin kısa vadeli çıkarları dışında, stratejik önemi olan bir amacı daha var ki o da Türkiye’yi her türlü kalkınmacı hedeften uzaklaştırmak. Nitekim uygulanan programlar sonucunda; hayvancılık yok edilmiş, tarım ve sanayi üretimi durmuş, işyerleri, fabrikalar kapanmış, ticari faaliyetler asgari noktaya inmiştir. Sonuçta yeni filizlenen gerçek sanayi kuruluşları bitirilmiş, birçok işletme yabancıların eline geçmiştir. Aslında çokuluslu şirketlerin yetkili temsilciliği işlevini yerine getiren bazı işletmeler ülkemizin ileri teknoloji üretmesini engellemişlerdir. Bazı Türk işletmeleri, şirket birleştirme yoluyla hisselerinin önemli bir bölümünü yabancılara satmıştır. Özel sektörde yabancıların payı giderek artmaktadır.

Küreselleşme olgusunun zorunlu bir değişme ve gelişme olduğu masalıyla aydın ve yöneticiler aldatılarak Türkiye gibi istikbali parlak olan ülkeler yarı sömürge haline getirilmeye çalışılmaktadır. Ülkenin ekonomik kaynaklarının denetimi, borçlandırma ve özelleştirme tuzaklarıyla Irkçı-Tekelci Sermayenin eline geçmektedir.  

Sanayileşmiş ülkelerin siyaset ve ekonomilerini yönlendiren Irkçı- Tekelci mihraklar, mevcut ayrıcalıklı konumlarını korumak için, dünyanın geri kalanını sofradan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Plan bunun için yapılmıştır. Bu nedenle sofraya en yakın olan gelişmekte olan ülkeler çökertiliyor. Bu çökertme planının yani yeni sömürgeciliğin bize göre adı “ Post Modern Küresel Sömürgeleştirme” modelidir.

a. Büyük Oyun – Arz-ı Mev’ud

     Irkçı Emperyalizmin “Büyük Oyun”u, Büyük İsrail’i kurup Dünya hâkimiyetini sağlamak, bütün insanları kendine hizmetkâr ve köle yapmaktır.

      “Büyük Oyun”, Fırat ve Nil nehirleri arasındaki bütün “Arz-ı Mev’ud” topraklarını içine alacak şekilde Büyük İsrail’i kurmak, bunun emniyeti için Fas’tan Endonezya’ya kadar bütün ülkeleri idaresini etkisi altına almak, Anadolu’da İsrail için tehdit teşkil edebilecek, Selçukluların ve Osmanlıların mirasçısı olan bağımsız bir devlet bırakmamak yani Türkiyemi’zi yok etmektir.

     Büyük oyun, işte budur!

     Bu onların dinidir. Pazarlığı yoktur, uyuşması yoktur, görüşmesi yoktur! 5771 senelik gayeleridir. Bu felaketten vatanımızı ve milletimizi kurtarmak, bütün dünyanın bir zulüm dünyasına dönmesi yerine, “Yeni Bir Saadet Dünyası”na dönmesini sağlamak, tarih boyunca olduğu gibi bugün de milletimize düşen kutsal bir görevdir. Irkçı emperyalizm, bu gayesine erişmek için işbirlikçi partileri vasıta olarak kullanmaktadır.

     Kurtuluş, tarih boyunca olduğu gibi, bugün de Milli Görüş’tedir, Saadet Partisi’ndedir.

b. Küçük Oyun – Horoz Dövüşü

     Irkçı emperyalizm içerideki ve dışarıdaki bütün güç ve imkânlarını seferber ederek 50 yıldan beri yapılan tüm seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de milletimizi aldatmak, ne yapıp yapıp işbirlikçi partileri işbaşına getirmek istiyor. Bu meyanda her çareye başvuruyor, bütün hızıyla “Horoz Dövüşü” aldatmacasını gerçekleştirmeye çalışıyor.

     Horoz dövüşü nasıl uygulanmaktadır?

İşbirlikçi bir sol parti ile işbirlikçi bir sağ partiyi iki kukla olarak milletin önüne sürerek bunlara karşılıklı kayıkçı kavgası yaptırmak ve elinde medya gücü ve bütün imkânlarıyla milleti bunlara oy vermeye yöneltmek horoz dövüşünün temelini oluşturur. Hangisi kazanırsa kazansın sonunda ırkçı emperyalizm kazanmış olmaktadır!

Bu oyun sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde oynanıyor. Mesela Amerika’da Demokrat Parti de ırkçı emperyalizmin kontrolündedir, Cumhuriyetçi Parti de ırkçı emperyalizmin kontrolündedir.

Avrupa ülkelerinde de sağcı partiler de solcu partiler de ırkçı emperyalizmin kontrolü altındadır.

Türkiye’de aynı oyunu oynamak için ırkçı emperyalizm CHP ve AKP’yi kullanmaktadır.

Irkçı Emperyalizm; bu iki partinin “kayıkçı kavgası” şeklinde süren “Horoz Dövüşü”nü, elindeki medya, televizyonlar, gazeteler ve diğer imkânlarla sabah akşam göstererek milletimizin beynini yıkamakta, insanları sanki sadece iki parti varmış gibi narkozlamakta, bu iki horozu bir kukla gibi kullanmaktadır.

Halka diyor ki, eğer solu istersen buyur solcu işbirlikçi CHP’ye oy ver; sağı istiyorsan, buyur sağcı işbirlikçi AKP’ye oy ver. Sen seç, istediğini seç, bak sana istediğini seçmek için hürriyet veriyorum, işte demokrasi budur!

Demokrasi, bir ülkede halkın kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine göre kendini idare ettiği durumda söz konusudur.

3. Bölgemiz ve İslam Dünyasındaki Gelişmeler

Bölgemiz istikrarsızlaştırıldı. İslam coğrafyasında yıllarca diktatörler desteklendi. Müslüman ülkelerin kaynaklarına bu diktatörlerin desteğiyle el kondu. Son zamanlarda baskı ve zulme karşı baş kaldıran kitle hareketleri Batılı istihbarat teşkilatları tarafından yönlendirilmeye çalışılmakta ve Libya’da olduğu gibi iç çatışmaların çıkmasına ortam hazırlanmaktadır.

İslam coğrafyasının istikrarlaştırılmasına yönelik planlar 1990 yılından beri uygulanmaktadır. Irak-İran Savaşı’nda Saddam’ı destekleyen ve silahlandıran Batılı emperyalist güçler her iki ülkede yüz binlerce insanın ölümüne ortam hazırladılar. Afganistan’ın işgaliyle on binlerce insan öldürüldü. Ülke baştanbaşa tahrip edildi.  Irak’ı kitle imha silahları bahanesiyle işgal eden emperyalist güçler bir milyondan fazla Iraklı’yı katletti. Ülke tahrip edildi. Kaynakları talan edildi.

Libya’da ise siviller silahlandırılarak iç çatışma başlatıldı. Daha önce Libya’ya silah satan silah tüccarları şimdi yaptıkları müdahaleler ile sattıkları silahları tahrip etmekte ve gelecek yirmi yıl boyunca Libya’nın petrol gelirlerine el koyma planları hazırlamaktadırlar. 

4. Dünyadaki Gelişmeler

Batılı ülkeler küresel sömürülerini sürekli kılmak ve dünya üzerindeki tekelci konumlarını korumak amacıyla Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan İslam coğrafyasının sınırlarını değiştirmek amacıyla 2000’li yılların başından beri “Büyük Orta Doğu Projesi” diye bilinen yeni sömürgeci politikaları geliştirip uygulamaktadırlar. Bu politikaya bazı ülkeler alet edilmekte ve Türkiye gibi stratejik öneme ve belli mali güce sahip olan ülkelerin imkânlarından yararlanılmak istenmektedir. 

a. Küresel Siyasi Hegemonya Kurma Girişimi

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek kutuplu hale gelen dünyada ABD liderliğini ilan etmiştir.  11 Eylül 2001 olayları ile dünya, tehlikeli bir sürece sokulmuştur. ABD terörle mücadele bahanesi ile İslam dünyasına karşı mütecaviz bir tavır içine girmiştir.

Irak’ın işgaline destek vermek için, ABD’nin isteği doğrultusunda AKP iktidarının yoğun çabaları ve dayatmalarına rağmen sağduyulu milletvekillerinin oylarıyla “1 Mart Tezkeresi” TBMM’de reddedilmiştir. Ancak, buna rağmen AKP Hükümeti hava sahamızı, havaalanlarımızı ve limanlarımızı işgal güçlerinin kullanmasına izin vererek Irak’ta yaşanan vahşete ortak olmuştur.

b. Kutuplaşma ve Siyasi Gerginlik

Günümüzde Irkçı-Tekelci mihrakların tezgâhladığı “11 Eylül Olayı”nın aslında küresel yeni bir sömürü dünya düzenin oluşturulmasına yönelik bir girişim olduğu açıkça anlaşılmıştır. Bu olayı takip eden yıllarda Batılı emperyalist güçler yeni çatışma alanları oluşturdular. Batı ürünü olan terör önce çıkartıldı ve daha sonra terör bahane edilerek dünya üzerinde adeta psikolojik gerginlikler oluşturuldu. Kapitalizm tekelleştikçe baskı ve müdahale girişimleri yaygınlaşmaktadır. 11 Eylül olayından sonra, Irkçı-Tekelci Sermaye İslam coğrafyasını istikrarlaştırma politikaları geliştirdi ve uyguladı.  

c. Küresel Ekonomik Sömürü Düzeni

Türkiye’de yaşanan krizler ve ekonomik çöküntü aynı zamanda neo-liberalizm denen küresel dayatmanın sonucudur. Artık sömürgecilik klasik şemanın dışında işler hale gelmiştir. Gelinen bu aşamada para-sermaye, mal ve hizmet üretimi için değil, spekülatif amaçlar için, faiz için, para ile para kazanmak için kullanılıyor. Değersizleşme riskinden korkan sermaye, bu riski azaltmak için, üretim dışı alanlara, spekülasyona yöneliyor. Sermaye devletlere borç olarak veriliyor, yüksek faiz oranlarından yararlanmak üzere bir ülkeden diğerine ışık hızıyla akıyor, kur farklarından ve spekülasyonlardan yararlanmak üzere bir borsadan ötekine koşuyor. Şimdilerde spekülatif amaçlarla tedavül eden paranın trilyonlarca dolara yaklaştığı ileri sürülmektedir. Bu sermayenin % 95′i ile ne mal ne hizmet üretiliyor ne de herhangi bir mal alınıp satılıyor. Sadece sembolik değerler ticareti yapılmaktadır. Oysa uzmanların ifadesine göre, bu sermayenin yarısıyla bile mal ve hizmet üretilse dünya iki kat zenginleşecek, bu zenginlikler de adil bir şekilde bölüşülse, dünyada yoksulluk ve açlık kalmayacak.

d. Türkiye’de Seçim İki Zihniyet Arasında Cereyan Edecektir

12 Haziran 2011 Genel Seçimlerine aslında iki zihniyeti temsil eden 2 parti girmektedir.

Saadet Partisi hariç, seçimlere girecek olan diğer siyasi partiler arasında bir fark yoktur. Bunların hepsi taklitçidir. Milletimizin dünya görüşü ve değer yargılarına dayalı bir modelleri yoktur. Hepsi İMF patentli Fischer-Derviş Modelini uygulamak için halktan oy isteyecekler ve finans kapitalistlerinin istediklerini yapacaklardır. Rantiyeci çevrelerin çıkarlarına öncelik tanıyacaklardır. Bu partiler baskı ve dayatmaları tamamen kaldırmaya yönelik bir vizyona sahip değillerdir. Dışa bağımlı mevcut düzeni sürdüreceklerdir. “Hakkı değil, kuvveti üstün tutarlar.” Bu partilerin iktidarları arasında geçmişte bir fark olmadığı gibi gelecekte de fazla bir fark olmayacaktır.

Artık sağcılık-solculuk kavramları anlamlarını kaybetmiştir. Nitekim seçime giren partiler benzer düşünce yapısına sahip olan adaylar göstermişlerdir. Saadet Partisi’nin dışında hangi parti iktidara gelirse gelsin Fischer-Derviş Modelini uygulamaya devam edecektir. Ülke kaynaklarının önemli bir bölümü dışarıya aktarılacak; ülke ekonomisi büyürken iç ve dış rantiyeci çevreler zenginleşecek ve yine kitleler yoksullaşacaklardır. Kişiler değişecek. Ama aynı tezgâh devam edecektir.

Hepsi IMF politikalarını uygulayacaklarına dair sıraya girerek adeta ant içmişlerdir. İşte bu nedenle bu seçimlere, biri Saadet Partisi, diğeri 17 parti olmak üzere, bir bakıma iki parti seçime girecektir. Bu seçimde ya “Yeniden Büyük Türkiye”  onaylanacak; ya da IMF politikalarının devamına oy verilecektir. Mevcut İMF patentli ekonomik politikaları iptal edecek yegâne parti Saadet Partisi’dir. Bu gerçek aşağıdaki tabloda açıkça görülmektedir.

E) SEÇİMLERDE OY VERMİYORUZ, GELECEĞİMİZİ SEÇİYORUZ.

12 Haziran 2011 Genel Seçimi olmak ya da olmamak seçimidir. Bu seçim, ülkemizin karşılaştığı sorunlar ve muhtemel tehlikelerden kurtulmak için en büyük fırsattır. Bu tarihi fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. “Yaşanabilir Bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşası için bu fırsatı milletçe değerlendirelim. Milli Görüş’ün tek partisi olan Saadet Partisi’nde birleşerek “Yeni Bir Dünya”nın kuruluş hamlesini başlatalım.

Türkiye, eğer bu seçimden sonra acil toplumsal ve ekonomik onarım programı uygulayamazsa, telafisi güç sorunlarla karşılaşabilir. Milli birlik ve bütünlüğümüz tehlikeye girebilir. Uygulanan yarı sömürgeci düzen halkımızı daha fazla yoksullaştırır.

Çünkü;

Borç-faiz-borç sarmalı bu şekilde devam ederse 2011 yılından itibaren işletmelerimiz ve halkımız daha fazla borçlandırılmaya devam edilecektir. Küresel sermayenin milli gelirimizden aldığı pay daha da artacak ve halkımızın yoksullaşma süreci sürdürülecektir.

Şu husus çok iyi bilinmelidir ki, 12 Haziran 2011’den sonra ülkemizi bu hale getirenler ya da bu hale gelmesi için uygulanan politikalara itiraz etmeyenler yeniden iktidar olurlarsa; Türkiye’de ABD ve AB’nin güdümündeki politikalar sürdürülecektir. Milli birlik ve bütünlüğümüzü zedeleyen tavizler verilmeye devam edilecek ve İslam coğrafyasında başlatılan siyasi ve iktisadi istikrasızlaştırma politikaları, Allah korusun, ülkemize de sirayet ettirilecektir. Ülkemizde körüklenen siyasi ve ırkçı gerginlikler toplumsal kaos ve patlamalara dönüştürülmeye çalışılacaktır.  Gün Milli Görüş’te toplanma ve kenetlenme günüdür. Gayri milli politikalarla bir yere varılmayacağı son yarım yüzyılda açıkça ortaya çıkmıştır. 

Bütün bunlar Türkiye’de zaten sorunlu ve sancılı olan demokrasiyi tehlikeye atacaktır.

Seçime gittiğimiz bu günlerde anket partilerinden hiç birinin Türkiye’de IMF ve Dünya Bankası’nın teşvik, destek ve dayatması ile uygulanan politikalara bir itirazları yoktur. Hepsi üretim, ihracat ve istihdamdan söz ediyor ama hiç biri üretimsizliğin, işsizliğin ve durgunluğun, dayatılan IMF politikalarının sonucu olduğunu, bu yaşadığımızın neo-liberal kuşatma olduğunu, yeni sömürgeciliğin yansıması olduğunu görmüyor ya da görmek istemiyor. Birbirlerinin kirli yönlerini sergileyen AKP ve CHP’nin kendilerine özgü milli, siyasi ve ekonomik programları yoktur.

Mevcut IMF patentli tezgâhla rantiyeci çevrelere hizmet etmeyi vaat ediyorlar. Sorun üreten mevcut tezgâhta kim hizmet ederse etsin, fazla bir şey değişmeyecektir. Zira sorun tezgâhtadır, sistemdedir. Sistemin kendisi sorun üretmektedir. Bu yüzden sistemin kendisi değiştirilmelidir. Saadet Partisi mevcut sistemi değiştirerek yerine üretim ve adalet merkezli “Adil Düzeni” kurmayı amaçlamaktadır.

Milli Görüş’ün tek partisi Sadet Partisi olarak sadece Türkiye’yi ve milletimizi bekleyen tehdit ve tehlikelere dikkat çekmiyoruz, aynı zamanda 12 Haziran seçimlerinde milletimizin karşısına “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşası programı ile çıkıyoruz. Bu programımızla beş yıl içinde ülkemizin karşılaştığı sorunları çözeceğimizi, on yıl içinde de Türkiye’yi Avrupa’nın en güçlü ilk üç ekonomisinden biri haline getireceğimizi vaat ediyoruz.

Unutulmamalıdır ki bu seçimlerde Aziz Milletimiz sadece Ülkemizi gelecek dört yıl içerisinde yönetecek bir hükümeti seçmeyecektir. Aynı zamanda ülkemizin geleceği ve bağımsızlığı hakkında da karar verecektir. Seçim, bu halden kurtulmak için en büyük fırsattır, çünkü sözünü ettiğimiz dış güçler hala SEVR‘i gerçekleştirme arzu ve planlarından vazgeçmemişlerdir. Bundan dolayı 12 Haziran 2011 Genel Seçimi tarihi öneme sahiptir. Milletimiz bu önemli fırsatı kullanarak içinde bulunduğumuz kısır döngüyü kıracak ve emperyalist mihrakların oyununu oyu ile bozacaktır. 

F) BU TEHLİKELERDEN KURTULUŞ VE MİLLETİN SAADETİ ANCAK SAADET PARTİSİ İLE MÜMKÜNDÜR!

Bu gerçek, beyannamenin ikinci bölümü olan TEŞHİS bölümünde, hem matematik olarak ispatlanmış, hem de 60 yılı aşkın çok partili dönemdeki uygulamalarla açık bir şekilde gösterilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM

II. TEŞHİS

A) 54. HÜKÜMETIN VE GEÇMIŞTE BELEDIYELERDE GERÇEKLEŞTIRILEN ÜSTÜN HIZMETLERIN BAŞARISININ ALTINDA “MILLI GÖRÜŞ” ZIHNIYETI YATAR.

Milli Görüş Belediyeciliğinin ve 54. Erbakan Hükümeti’nin başarıları, tesadüflere dayalı başarılar değildir. Bu başarıların altında, bağımsızlık, insan haklarına saygı, maddi ve manevi kalkınma ilkelerinden hareketle güçlü ve öncü bir Türkiye projesini yürürlüğe koymak ve “Yeni Bir Dünya”yı kurma adımları vardır. Bütün bunlar ancak Milli Görüşle, yani “Kaba Kuvveti” değil, “Hakkı Üstün Tutmakla” Milli Görüş anlayışının iktidara getirilmesiyle gerçekleştirilir.

B) SON YILLARDA YAŞANAN SORUNLARIN ARTMASININ, MILLI BIRLIK VE DAYANIŞMANIN VE ZAYIFLAMASININ ALTINDA İSE TAKLITÇI ZIHNIYETLER VARDIR.

Özellikle son ondört yılda Türkiye’yi felaketlere sürükleyen hükümetlerin ortak noktaları dışa bağımlılık, rant ekonomisi, borca esaret, üretimsizlik, işsizlik, baskıcılık, güçsüz Türkiye ve Yeni Sömürgeciliğe alet olmaktır. Bu sonuçlar taklitçi zihniyetler yüzünden ortaya çıkmaktadır. Taklitçi zihniyetle “Yaşanabilir Bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşası mümkün değildir.

C) KURTULUŞ VE SAADET ANCAK MILLI GÖRÜŞ İLE MÜMKÜNDÜR!

1-  Matematiksel ispat

İnsanın saadete ulaşabilmesi için şu beş şartın olması gerekir:

  • Huzur ve Barış
  • Hürriyet
  • Adalet
  • Refah
  • İzzet, onur, saygınlık 

Bu beş şart, insanların ve toplumların saadetleri için hem gerekli hem de yeterlidir. Bunlar varsa insan mutludur, bunların bir tanesi eksikse saadet gerçekleşmez. Tablo 2′de insan saadetinin bu şartlarını gerçekleşmesinin ancak Milli Görüşle mümkün olabileceği, taklitçi zihniyetlerle saadetin sağlanamayacağı matematik olarak gösterilmektedir.

2-  65 Yılda Yaşananlarla İspat

Çok partili demokratik hayata geçtiğimiz altmış beş yıldan beri taklitçi zihniyetler, hep sorun üretmiş ve ülkeyi felaketlere sürüklemişlerdir. Milli Görüş ise, ne zaman iktidara gelmişse, ülkemizi ve milletimizi esenliğe çıkarmıştır. Milli Görüş’ün yaptıklarını gösteren başarı diplomaları vardır. Hiç hak ve adalet merkezli Milli Görüş zihniyeti ile dayatmacı zorba ve adil olmayan taklitçi zihniyet aynı olabilir mi?

1974 Kıbrıs Savaşı sonrasında ambargo ve ekonomik güçlüklere rağmen başlatılan ve önemli ölçüde tamamlanan tarihi “Ağır Sanayi ve İleri Teknoloji Hamlesi” Milli Görüş‘ün eseridir.

1977 yılında taklitçi zihniyetlerin uyguladıkları seçim ekonomisi ile ortaya çıkan ekonomik kriz, Milli Görüş kadrolarının öncülüğünde hazırlanan “Ekonomide Milli Çözüm Kararnamesi” ile aşılmış, yeniden ağır sanayi ve ileri teknoloji hamlesi başlatılarak önemli başarılara imza atılmıştır.

1994- 2002 yılları arasında Milli Görüş Belediyeciliğinin hizmetleri ve 1996–97 yıllarındaki Refahyol Hükümeti’nin başarılarının Milli Görüş’e ait olduğu tüm milletimiz tarafından bilinmektedir.

D) MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN HİZMETLERİ

15 yıl öncesinde, 1996- 1997 yıllarında bir yıl süreyle, milletçe “Milli Görüş İktidarı”nı yaşadık ve başarılarını birlikte gördük.

Bir yıl iktidarda kalan Erbakan Hükümeti’nin son otuz yılın en başarılı hükümeti olarak yaptığı hizmetleri üç ana grupta özetlemek mümkündür.

1- Ekonomik Atılım

2- “Zulüm Dünyası”nın yerine “Yeni Bir Saadet Dünyası” nın kurulması.

3- “Manevi Kalkınma Hamlesi”

Bu bölümde sadece ekonomik atılım konusuna değineceğiz.

Ekonomik Atılım

Erbakan Hükümeti işe başlarken, aynen bugünkü gibi işsizlik, açlık ve borca esir olmuş bir ekonomik yapı vardı.

Erbakan Hükümeti bu şartlar altında çalışmaya başladığında önce:

ü  Ekonomik yıkımı durdurdu

ü  Herkese refah

ü  Milli ekonomi

ü  Rant ekonomisinden reel ekonomiye geçiş

ü  Milli güçlü, süratli yaygın kalkınma

ü  Üretim, istihdam ve ihracat seferberliği programlarını uygulamaya koydu.

Uygulanan bu programla toplam tutarı 50 milyar dolar olan bütçeye, altı ayda 35 milyar dolar ilave gelir sağandı. Türkiye’yi IMF’nin boyunduruğundan kurtaran bu kalkınma hamlesiyle bütçeye yapılan bu büyük ilave, bir kuruşluk yeni bir borç alınmadan, bir kuruşluk yeni bir vergi konulmadan, bir kuruşluk zam yapılmadan tamamen Allah’ın milletimize verdiği milli imkânların harekete geçirilmesi suretiyle ve tümüyle milli kaynaklardan sağlandı.

35 milyar doların 10 milyar doları yeni borç yapılmadığı için faizden kurtarılarak milli imkânlarla temin edildi. Milletin parası rantiyeye ve dışarıya değil millete yönlendirilerek sağlandı.

13 milyar doları ise, hazırlanmış olan dört adet kaynak paketi programlarının uygulamaya konması ve mevcut milli imkânların halkın hizmetine yönlendirilmesi sayesinde sağlandı.

7 milyar doları, Milli Görüş iktidara gelinceye kadar yılda 5 milyar dolar zarar eden KİT’lerin, 2 milyar dolar kâra geçirilmesiyle sağlandı.

ERBAKAN Hükümeti, böylece bütçeye ilave edilen 30 milyar doları, köylü, işçi, memur, emekli, yoksul ve fakirlerin gelirlerine yaptığı büyük zamlarla halka dağıtınca; halkın alım gücü arttı, esnafın yüzü güldü. Üretici daha çok insan çalıştırdı. Böylece ekonomi tabandan desteklenerek bir büyük “bereket dönemi” yaşandı. Refaha kavuşan halk yeni vergi konmadığı halde, daha çok kazançtan dolayı daha çok vergi ödeyerek devletin vergi gelirleri, programa nazaran 5 milyar dolar arttı.

Devletin borçlanmaması “Denk Bütçe” sistemi ve KİT’lerin mali ihtiyaçlarını kolayca karşılamak ve halkın imkânlarının faize gitmeyip halka yönlendirilmesi için Milli görüş’ün uyguladığı “Havuz Sistemi” sayesinde mali imkânlar özel bankalarda değil, devlet bankasında tutulmuş, merkezden kontrol ve takip sağlanarak efsanevi hizmetler gerçekleştirilmiştir.

  • Havuz sistemi ile rantiyenin hortumları kesildi. Halkın parası faize gideceğine, halkın hizmetine ve refahına yöneldi.
  • MEMUR: Milli Görüş memur maaşlarına 1 Temmuz 1996’da yüzde 50 zam yaparak işe başladı.
  • 1 Ocak 1997’de 6 ay sonra memur maaşlarına % 30 ve ilave  % 25 daha zam yaptı.
  • Böylece Milli Görüş işe başlarken 100 alan memur, 6 ay sonra 230 almaya başladı.
  • İŞÇİ: 1995’te 182 dolar olan asgari ücret, 1996’da Milli Görüş gelince % 20 reel artışa tabi tutularak 210 dolara çıkarıldı. Bu artış TL olarak % 101’ lik artışa tekabül etmekteydi.
  • 1996’da kamu kesimi ortalama giydirilmiş aylık ücret 655 dolar iken, 1997’de 993 dolara çıkartıldı. Yani reel olarak % 52 artırıldı.
  • Bağ-Kur emeklilerinin aylıkları 6 ayda % 300 artırıldı
  • Memur emeklisi 100 alırken, 6 ayda 216 aldı.
  • İşçi emeklisi 100 alırken, 6 ayda 221,5 aldı.
  • Sosyal Yardımlaşma Fonu (FAK-FUK-FON): 1995’de Fak-fuk-fonun yüzde 90’ı bütçeye aktarılıyor ve faize ödeniyordu. Milli Görüş geldi yüzde 100’ünü yoksullar, yetimler için kullandı.
  • Tarım ve Köylü destelenmiştir: Tarım Bakanlığı bütçesi yüzde 89 artırılmıştır. TMO’nun hububat alımı 145 milyon dolar iken, 1996’da 330 milyon dolara çıkartıldı.


54. ERBAKAN HÜKÜMETİ’NİN BAŞARILARI

1- Rant ekonomisinden, reel ekonomiye geçildi.

2- Acı reçetelerle değil, tatlı reçetelerle çözüm getirildi.

3- Uygulanan programda; vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyat, iç ve dış borç yoktu.

4- Problemler kendi öz kaynaklarımıza dayanılarak, ülkenin ekonomik imkânları seferber edilerek, israf ve yolsuzlukların önlenmesi yoluyla çözülmesi sağlandı.

5- 6 ay gibi çok kısa bir sürede üç büyük başarı ortaya konulmuştur.

a. Ülke ekonomisi onarıldı.

b. Halkın bütün katmanlarının refah seviyesi yükseldi.

c. Türkiye’nin Yeniden Büyük Türkiye hamlesini yapması sağlandı.

 Bu başarılar herkes tarafından kabul edilen, teyit ve tescil edilmiş başarılardır.

 

E) 9 YILDA AKP NE YAPTI?

Milli Görüş iktidarından sonra iktidara gelen diğer tüm hükümetler işbaşına gelir gelmez ilk yaptıkları iş;  Milli Görüşün, “Milli ekonomik Kalkınma”, “Herkese Refah”, “Milli, Güçlü, Süratli Yaygın Kalkınma”, “Reel Ekonomi” programlarını durdurdular. Tam tersine Türkiye’yi IMF’ye teslim ederek “Ekonomik Yıkım” Programını adım adım gerçekleştirdiler.

Böylece 8 yılı AKP olmak üzere diğer işbirlikçi partiler şu üç şeyi gerçekleştirdiler.

1- Ekonomik Yıkım

2- Manevi Tahribat

3- Dış Politika faciası

Tüm bu uygulamalar sonucu, Türkiye bugünkü aç, işsiz, borca esir ve maneviyattan uzaklaştırılmış hale getirildi.

Şimdi ülkemiz ve milletimiz, parçalanma ve bölünme, İsrail’e vilayet yapılma ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Ülkemizde ekonomik yıkım IMF eliyle gerçekleştirilmektedir. IMF, ırkçı emperyalizmin bir kuruluşudur. Onların gayelerine hizmet etmek için kurulmuştur.

F)  SAADET PARTİSİ’NİN DÜNYA GÖRÜŞÜ MİLLİ GÖRÜŞ’TÜR.

Milli Görüş Nedir?

Küresel emperyalizm, uzun yıllar Müslüman ülkelerin büyük bir bölümünü işgal etti. Emperyalist Batı, kültür emperyalizmi yoluyla doğrudan veya dolaylı olarak sömürgeleştirdiği ülkelerin milli ve manevi değerlerini tahrip ederek, ülkeleri kendi insanları eliyle sömürme yolunu benimsedi. Halkın dünya görüşü ve manevi değerlerine yabancı elitleri işbaşına getirdi. Önce yöneticilerin zihniyetini değiştirdi. Milli ve manevi değerlerini zayıflattı. Kendilerine güveni azalttı. Sonra ülkelerin kaynaklarını talan etti. 

Bu politikalar, çok sayıda Müslüman ülkede uygulandığı gibi Türkiye’de de uygulandı. Batıyı güçlü ve üstün gören, Batı hayranı ve Batı taklitçisi; halkından ve halkın değerlerinden kopmuş; gelişmemiz için mutlaka Batılıların değerlerinin benimsenmesi gerektiğini düşünen, aşağılık kompleksine düşmüş, yeni bir okumuş adam tipi ortaya çıkartıldı. Bu gayri milli çarpık zihniyet mensuplarına, emperyalistler dost ve kendi halkı ise potansiyel tehlike olarak gösterildi. Bu batılı çarpık zihniyetle milli ve ahlaki değerlerimiz tahrip edildi.  İnsan hakları, özgürlükler, özellikle de din ve vicdan özgürlüğü baskı altına alındı. Halk yoksullaştırıldı, fakirleştirildi. Ülke siyasi ve ekonomik alanda tam anlamıyla dışa, Batıya bağımlı hale düşürüldü.

Muhteşem Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetlerimizin değerleriyle bütün insanlık en az bin yıl huzur, barış ve refah içerisinde yaşadığı gerçeği ortadayken; kuvveti ve menfaati hak sebebi sayan bir Batı dünyasının arkasına düşmek, elbette bu aziz millete yakışmazdı. Onun için milletimiz şimdi, aslına ve özüne dönüyor. İşte bizi biz yapan, bizi güçlü ve üstün yapan medeniyet değerlerimizin bütününe biz “Milli Görüş” diyoruz.

Milli Görüş; Milletimizin inancıdır, kimliğidir, tarihidir, ruh köküdür, kendisidir.

Milli Görüş bize; Anadolu kapılarını açan Sultan Alparslan’ın, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet Han’ın görüşüdür.

Milli Görüş; temeli inancımız tarihimiz, kültürümüz ve değerlerimiz olan kökleri ve mazide, gövdesi ve dalları geleceğe uzanan ulu bir çınardır. Milli Görüş bir zümrenin,  bir bölgenin, bir kişinin zihniyetini temsil etmez. Milli Görüş bu aziz milletin ortak görüşüdür.

Milli Görüş; temeli sevgi ve şefkat olan, kuvveti değil, hakkı üstün tutan, bütün insanlığın saadeti için gayreti tavsiye eden, Batı taklitçisi değil, gerçek anlamda yerli ve sivil bir görüştür.

Mili Görüş’ün diğer görüşlerden 7 bariz farkı vardır: Diğer görüşlerin hepsi birbirinin ikiz kardeşidir. İşbirlikçidir ve taklitçidir. Ancak Milli Görüş Hakkı temsil eder, diğerleri ise Batılı.

1- Maneviyatsız saadet olmaz. Diğerleri materyalisttir, dünyacıdır, üçüncü boyutları yoktur, yüzeyseldirler.

2- Adil düzensiz saadet olmaz. Diğerleri faizci kapitalist nizamı, sömürülmeyi, ezilme ve yok olmayı esas almışlardır. Faizci kapitalist nizam; komünist nizamın ikiz kardeşidir. Ezen ve ezilen düzenidir. Dolayısıyla nasıl komünizm yok olduysa Siyonizm’in faizci kapitalist nizamı da yok olacaktır. Ama ne yazık ki Milli Görüş’ün dışındaki görüşler bu nizamı benimsemişlerdir ve bu nizama bekçilik yapmaktadırlar.

3- Bizim medeniyetimiz diğerlerinden üstündür. İslam temeline dayanan medeniyetimiz diğer medeniyetlerden üstündür. 

4- Saadet için bu günkü “zulüm dünyası” yerine, “Yeni Bir Dünya=Saadet Dünyası”nın kurulması kaçınılmazdır. Tıpkı ecdadımızın kurduğu gibi yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya bir saadet dünyası olacaktır. Bu şuur ancak Milli Görüş’e sahip olanlarda vardır. 

5- Bulunduğumuz tarihi dönüm noktası: Türkiye İsrail’e vilayet olmayacak, tarihteki şerefli yerini alacak. Diğerleri Batının okşayarak yutma politikasına alet oluyorlar. Adım adım Türkiye’yi yok olmaya götürüyorlar. Şimdi Türkiye sözde Avrupa Birliğine alınmıyor. Birden bire özel anlaşmayla aldık deyip, Avrupa Birliği’nin kapısına demirle, zincirle bağlayacaklar. Ertesi gün İsrail de girecek, Türkiye ile İsrail tek devlet olacak, plan bu.

6- İşbirlikçilere destek olmayalım. İşbirlikçiler zulümden başka bir şey getiremezler.

7- Güncel yanılgıya aldanmamak ve tedavisi için büyük bir gayret göstermektir. Nedir güncel yanılgı? AKP’nin de maneviyat için hizmet ettiğini zannetmek. Çünkü ırkçı emperyalizm, inançlı insanları oylarını AKP’ye vermesi için AKP’yi de maneviyata hizmet ediyormuş gibi göstermek bakımından her türlü makyajı yapıyor, planı ve programı tatbik ediyor.

Milli Görüşün Hedefi;

 

Milli Görüş aşağıda belirtilen hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

  • Maneviyatçı bir Türkiye meydana getirmektir.
  • Her zaman Hakkı üstün tutmaktır.
  • Türkiye’nin içinde ve dışında barışı korumaktır.
  • Milletiyle birlik ve bütünlük içinde olmayı temin etmektir.
  • Tarihteki şerefli yerini almayı hedeflemektir.
  • Bağımsız bir Türkiye için şart koşmaktır.
  • Hür, müreffeh ve öncü bir Türkiye istemektir.

 

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşçüdür ve Milli Görüşe gelip katılması lazım gelir.

 

Milli Görüş Zihniyetini Diğer Yanlış (Batıl) Zihniyetlerden Ayıran 7 Özelliği.

1- Milli Görüş önce ahlak ve maneviyatı esas alır.

2- Milli Görüş’ün özünde şu üç temel özellik bulunmaktadır. Bunlar;

  • Maneviyatçı olmak
  • Hakkı üstün tutmak
  • Nefis terbiyesini esas almaktır.

3- Ekonomide, “Adil Düzen” anlayışı esas alır. Diğerlerinin bariz vasfı ise faizci kapitalist nizamı ve Siyonist nizamı esas almalarıdır.

4- Ekonomide Milli Görüş’ün bariz vasfı milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınmayı esas almasıdır. Milli demek; fabrika yapan fabrika kurmak ve ileri teknolojiye sahip olmaktır. Müstemleke tipi bir takım faaliyetlerle Türkiye’ye vakit kaybettirmemektir. “Ben sağcıyım, solcuyum, liberalim… Biz de kalkınma yapıyoruz.” diyerek kalkınma yapılamaz.  Yabancılara baraj yapmalarına müsaade ederek, bütün makinelerini dışarıdan alarak kalkınma olmaz. Müstemleke tipi basit yatırımlarla millete vakit kaybettirilmemelidir.

Güneydoğu sorunu; Türkiye’de yaygın ve hızlı sanayileşmenin gerçekleştirilememesi, İslam kardeşliği bilincinin zayıflatılması, ülkede baskıcı ve dayatmacı bir zihniyetin yanlış uygulamalarından kaynaklanan bir sorundur.

Saadet Partisi iktidarında Türkiye bütünüyle kalkınacaktır. Milli Görüş bunu gerektirir. Bundan dolayı bütün Doğu Anadolu’daki fabrikaların hepsini; çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, et kombinaları ve bunların makineleri Milli Görüş tarafından yapıldı.  Milli Görüş milli birlik ve bütünlüğümüzün harcı ve teminatıdır.

5- Milli Görüş iktidarında; sağlık ve sosyal hizmetlerde milli ve manevi değerlere bağlılığın öğretilmesi, yaygınlaştırılması, barış, kardeşlik, eşitlik ve adaletin tesis edilmiş olması, kimsenin aç ve açık bırakılmaması, herkese sağlık hizmetinin sağlanması temel esastır, temel politikadır. Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın 26 Haziran 1996’da 54. Hükümet’in Başbakanı olarak ilk talimatıyla muhtarlar ve imamların yardımıyla bütün Türkiye’de muhtaç insanlar tespit edildi. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’ndan maaşa bağlandı. Bu fondaki paralar faiz ödemelerine gidiyordu. Hem bu gidiş durduruldu hem de muhtaç insanımızın temel ihtiyaçları karşılanmış oldu.

6- Dış politikada doğru hak anlayışını temel alan D8 çekirdekli, İslam Birliği ile yeni bir dünyanın kurulması temel esastır. Milli Görüşü diğerlerinden ayıran bariz farklardan birisidir. Batı’nın kapısına boynundaki zincirle bağlanmak diğer görüşlerin özellikleridir.

7- Gayemiz ecdadımızın tarihteki şerefli yerini almak, “Yeni Bir Saadet Dünyası”nın kuruluşunu ve muhafazasını sağlayan “Yeniden Büyük Türkiye”yi kurmaktır. Diğer zihniyetlerin gayesi ise, Siyonist İsrail’e bağlanıp, vilayet olup, eriyip; yok olmaktır.

G. SAADET PARTISI, MILLI GÖRÜŞ’ÜN TEK TEMSILCISIDIR. BU NEDENLE, KURTULUŞ VE SAADET ANCAK SAADET PARTISI İLE MÜMKÜNDÜR.

Çünkü,

1.    Saadet Partisi Milletin kendisidir.

2.    Saadete, ancak Saadet Partisi ile ulaşılır.

3.    Bu sebeplerden dolayı Saadet Partisi her zaman en büyük partidir.

4.    Saadet Partisi en güçlü teşkilattır.

5.    Saadet Partisi en canlı teşkilattır.

6.    Saadet Partisi, Milli Görüş’ün yegâne temsilcisidir.

7.    Saadet Partisi, Milletin saadetine inanmaktadır, bunun için siyaset yapmaktadır.

8.    Saadet Partisi tecrübelidir.

9.    Saadet Partisi başarılıdır.

10.     İşsize işi, yoksula aşı, fakire refahı ve bütün millete zenginliği ancak Saadet Partisi temin edebilir.

11.     Çökmüş, iflas etmiş ekonomiyi, borç ve faiz çıkmazından ancak Saadet Partisi kurtarabilir.

12.     Devletin ve milletin imkânlarını dışarıya, rantiyeye veya israfa akıtmak yerine çiftçimize, işçimize, memurumuza, esnafımıza, yoksulumuza, sanayici ve işadamımıza, zayiatsız bir şekilde, ancak Saadet Partisi aktarabilir. Hidayet, feraset ve dirayet sahibi kadrolarıyla Saadet Partisi, ülkemizi, Türkiye’yi “Yaşanabilir Bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye” haline getirebilir. 

H) SAADET PARTISI, MILLI GÖRÜŞ’ÜN EKONOMIK DÜZENI OLAN “ADIL EKONOMIK SISTEMI’NI” KENDINE İLKE EDINMIŞTIR.

Saadet Partisi ülkemize Irkçı-Tekelci mihraklar ve dış güçler tarafından dayatılan programları bundan önce olduğu gibi bundan sonra da dikkate almayacaktır. Milli Görüş’ün Adil Ekonomik Düzenini uygulayarak bir avuç rantiyeciye değil, hem Aziz Milletimize, hem de bütün insanlığa refah sağlayacak ve nimet-külfet paylaşımında adaleti tesis edecektir. Milli Görüş’ün ekonomik sistemi üretim ve adalet ilkeleri üzerine kurulmuştur. Milli Görüş’ün iktidarda olduğu 1996 yılının ikinci yarısı ile 1997 yılının ilk yarısını içine alan bir yıllık dönem, öncesi ve sonrası ile karşılaştırıldığında bu uygulama açıkça görülecektir.

İ)  SAADET KONUŞMUYOR; İNANIYOR VE YAPIYOR!

 Milli Görüş daha önceki dönemlerinde:

1.  Dış borcu artırma yoluna gitmeden,

2.  Dış borç alma yoluna da başvurmadan,

3.  Zam yapmadan,

4.  Ek vergi koymadan ve tümüyle milli potansiyelimize dayanarak bu ekonomik kalkınma hamlelerini başarmıştır. Boş laf etmiyoruz, daha önce yaptık, yine yaparız. Saadet Partisi “Yeniden Büyük Türkiye”yi inşa etme azim ve iradesine sahiptir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TEDAVİ

A)  TEŞHİS BÖLÜMÜNDE BELİRTİLENLER NEYİ ORTAYA KOYUYOR?

Türkiye, 75 milyon nüfusa sahip büyük bir ülkedir. Genç ve dinamik nüfusa, zengin doğal kaynaklara sahiptir. Önemli ve büyük tarım ve sanayi potansiyeli ile çoktan dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alması gerekirdi. Türkiye sahip olduğu stratejik coğrafyası, tarihi mirası ve birikimi ile uydu ülke değil lider ülke olmalıydı. Milli Görüş’ün iktidarında Türkiye kısa zaman içinde örnek ve öncü ülke olacaktır.  Türkiye’nin mevcut bilgi ve tecrübe birikimi ile nasıl kalkınacağının ve “Yeniden Büyük Türkiye” haline nasıl geleceğinin çaresi Saadet Partisi’nin iktidara gelmesidir. Taklitçi zihniyetler Türkiye’yi geliştiremez ve büyütemez. Bu zihniyetlerle Türkiye’nin ne hale geldiğini son yarım yüzyıllık uygulamalar göstermiştir.

 “Türkiye, ekonomik büyümesini sağlarken aynı zamanda bağımsızlığını, milletin onurunu, hak ve özgürlükleri, demokrasisini, hukukun üstünlüğünü, çevresini, tarihini, kültürünü ve değerlerini nasıl koruyabilir’’ Sorusunun cevabını Milli Görüşçüler bilmektedir.

Bu soruları cevaplayabilmek için önce şu gerçeklerin altı çizilmelidir.

1- Taklitçi ve İşbirlikçi Partiler Türkiye’nin Sorunlarına Çözüm Üretemez

Türkiye’nin IMF reçeteleri ile daha fazla borçlanarak ekonomisini düzeltmesi mümkün değildir. Taklitçi ve iş birlikçi partilerden dış güçlerin ve IMF’nin direktifleri dışında bir teşebbüsleri, hatta talepleri olmayacağı için bu sorunları çözmeleri beklenmemelidir. Başkalarını taklit etmekten başka bir vizyon ve misyona sahip olmayanlar sorunlara çözüm üretemezler. Ancak taklit ettiklerinin yanlışlıklarını tekrarlarlar.

2- Sadece Taklitçiler Değil, Mili Görüş’ün Taklitleri de Türkiye’nin Sorunlarına Çözüm Üretemezler!

Milletimiz, önceki seçimlerde olduğu gibi, bu seçimde de aldatılmaya çalışılmaktadır. Son 9 yılda iktidarda olan parti,  AKP yaşanacak ekonomik krizi ve ödenen ağır bedelleri ileri sürecek yeni yeni mazeretler üretecektir. Rakiplerini kötülemekten başka bir şey yapmadan, sorunlara çözüm üreteceği yerde İMF patentli politikaların sebep olduğu sorunları gizlemeye çalışacak ve ümit pompalayarak halkımızdan oy isteyecektir. Ana muhalefet partisi de saldırı ve polemiklerle oylarını korumaya çalışacaktır. Bu şekilde ülkemizi felaketlere ve milletimizi sefalete sürükleyen rant sistemini, seçimden sonra da sürdürmeye çalışacaklardır.

Milletimiz bilmeli ki, önemli olan kimin yaptığı değil, neyin ve nasıl yapıldığıdır. 12 Haziran seçimlerinde bilinen klasik taklitçi partilerin yanında bir de Milli Görüş’ü taklit eden partiler de Milli Görüşçü olduklarını ima ederek halktan oy istemeyeceklerdir. İktidar partisi bir yandan tabanda Milli Görüş gibi görüntü vermeye ve davranmaya çalışırken, diğer yandan, bazı çevrelere IMF politikalarına devam edeceği mesajını vermektedir.

Şurası çok iyi bilinmelidir ki, Aziz Milletimiz, engin feraseti ile her şeyin farkına varacak, bu seçimlerde gerekeni yapacaktır ve bu partileri sandığa gömecektir. Çünkü son sekiz yılda olup bitenleri milletimiz yakinen gördü ve anladı ki Milli Görüş’ün taklitleri de diğer taklitçiler gibi sorun çözemez, sorun üretmeye devam eder. Milletimizin kendi dünya görüşü ve değer ölçülerini temsil eden Milli Görüş’te birleşme ve toplanama zamanı gelmiştir. Çünkü ülkemizin birlik ve bütünlüğünün çimentosu Milli Görüştür. Karşılaşılan sorunların çare ve çözümü Milli Görüştür.

3- Çare Milli Görüş’tür; Milli Görüşün Tek Temsilcisi Saadet Partisi’dir.

Türkiye’nin karşılaştığı sorunlar çözülmeyecek sorunlar değildir. Bu sorunların çare ve çözümü Milli Görüş’ün iktidar olmasıdır. Sorunların çözülememesi, girilen yolun yanlış olmasından kaynaklanmaktadır. Karşılaşılan sorunların çözüm yolu, bugün Türkiye ve Dünya’da birçok ülkeye dayatılan IMF programlarına, yani spekülasyon-rant ekonomisine son vermek; bunun yerine reel ekonomiyi, bir başka deyişle üretim ekonomisini hayata geçirmektir. Bu zordur ama mümkündür. Zorluğu, yapılacak olan şeylerden değil, maruz kalınacak saldırılardan dolayıdır. Mevcut post modern sömürgeci Fischer-Derviş Modeli’nin adeta alternatifsiz bir model olduğu yalanıyla sunulmasından ileri gelmektedir.

Önce karar vermek ve bize dayatılan rant ekonomisinin alternatifinin olduğuna, bu işin başarılabileceğine inanmak gerekir. Sonrası kolaydır, çünkü üretim ekonomisi için üç şey gereklidir ve bunların üçü de ülkemizde mevcuttur:

a)      Yetişmiş insan gücü,

b)      Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri,

c)      Milli dinamiklerin harekete geçirerek israfı önlemek ve paylaşımda adaleti tesis ederek milli tasarrufları artırmaktır.

4- Milli Görüş Geçmişte Başardı, Şimdi de Saadet Partisi Başarır.

Biz Saadet Partisi olarak kararlıyız, üretim ekonomisinin nasıl kurulacağını biliyoruz ve bu konuda tecrübeliyiz. Başaracağımıza inanıyor, kendimize güveniyoruz.

B) YENIDEN BÜYÜK TÜRKIYE’YI NASIL KURACAĞIZ?

1- Devlet yeniden yapılandırılacak, dayatılan “Despot Devlet” anlayışından insanlara hizmet eden “Hizmetkâr Devlet” uygulamasına geçilecektir.

Türkiye’de devletin hantal, buyurgan ve dayatmacı yapısı değiştirilmedikçe meselelerin çözümü için hiçbir olumlu adım atılamaz.

Bize göre devletin temel görevi en geniş anlamda insan hak ve özgürlüklerini korumak ve adaleti temin etmektir. Saadet Partisi iktidarında devlet, milletin hizmetinde olacaktır; devlet erki kişilerin haklarının, onur ve haysiyetlerinin korunması ve geliştirilmesi için kullanılacaktır.

Bunun nasıl yapılacağı “Devletin Yeniden Yapılandırılması” başlığı ile aşağıda anlatılmıştır.

Saadet Partisi iktidarında Devlet, hukukun üstünlüğünü sağlayarak nimet-külfet paylaşımında adaleti tesis edecektir. Zenginlerden vergi olarak aldığını rantiyecilere değil, kitlelere aktaracaktır. Sosyal hayatta iyilik ve güzellikte, doğruda, faydalı mal ve hizmet üretiminde yarışa ve dayanışmaya ortam hazırlayacaktır. Milli Görüş anlayışına göre devlet dayatmacı (ceberrut) bir kurum değildir. Devlet adaleti sağlayan ve kimsesizlerin kimsesi olan “Kerim Devlettir”. Devlet her zaman ve ortamda haklının ve kimsesizin yanında olacak ve haksızlık yapanlara karşı tavır alacaktır. Milletimizin ortak dünya görüşü ve değer ölçülerini ifade eden “Milli Görüş’ün” öngördüğü devlet “Hizmetkâr Devlettir”.

2.“Yeniden Büyük Türkiye’nin İnşası”  Programı

Saadet Partisi olarak, sadece Türkiye’yi ve milletimizi bekleyen tehdit ve tehlikelere dikkat çekmekle kalmıyor; aynı zamanda, 12 Haziran Seçimleri’nde milletimizin karşısına vizyonu, planı ve çözümü olan bir programla çıkıyoruz. “Yeniden Büyük Türkiye’nin İnşası’’ ile ülkemizin mevcut ekonomik sorunlarına kalıcı çözümler üreteceğimizi vaat ediyoruz.

Bu program ile ;

a. Türkiye iki yılda “Yaşanabilir Bir Ülke’’ haline getirilecektir.

  • Türkiye’de her alanda herkesin temel hak ve özgürlükleri kâmilen korunacaktır. Kimseye haksızlık yapılmayacaktır. Ülkemiz barış ve dayanışmanın hâkim olduğu barış yurdu haline getirilecektir.
  • Herkesin canı, fikri, inancı, şahsiyeti, ırz ve namusu, mal ve mülkü güven altında olacaktır. Herkes mutlaka emeğinin karşılığına sahip olacaktır. Keyfi yönetim değil, hukuki yönetim esas olacaktır. Hukukun üstün olduğu düzende egemenlerin hakları değil; haklı olan herkesin hak ve hukuku korunacak; keyfi yönetimden hukukun üstün olduğu yönetime geçilecektir.
  • Türkiye’de tercih özgürlüğü sağlanacak; kimsenin düşünme, inanma, girişim ve siyasi özgürlüğüne ipotek konmayacaktır.
  • Türkiye’de ahlaki ve manevi değerler korunacak; eğitim ve öğretimin her aşamasında bu değerler insanımıza öğretilecektir.
  • Türkiye milli dinamiklerini harekete geçirerek kalkınacaktır.     Kalkınmanın nimetleri adil paylaşılacaktır.
  • Türkiye insan hakları ve demokrasi açısında örnek ülke olacaktır.

b. Dört yılda ise “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşası aşağıda belirtilen hedeflere ulaşmakla gerçekleşecektir.

  • Türkiye, milletimizin dünya görüşü ve değer ölçülerini yansıtan milli bir anayasa ile yönetilirse “Yeniden Büyük Türkiye” haline gelecektir.
  • Türkiye Cumhuriyeti tam anlamıyla hukuk devleti olacaktır. Her alanda keyfi yönetime son verilecektir. Devleti zulüm değil, adalet büyütür ve ömrünü uzatır.
  • Türkiye ileri teknoloji üretecek ve ihraç edecektir.
  • Türkiye, Batıdan doğuya Kuzey, Orta ve Güney oto yolu ve hızlı demir yolu ağıyla donatılacaktır.
  • Türkiye’de yaygın sanayileşme ile hızla geliştirilecektir. Türkiye’nin geri kalmış bölge sorunu olmayacaktır.
  • Yeniden Büyük Türkiye’nin üniversiteleri bilgi ve teknoloji üretecektir. Üniversiteler girişimcilere danışmanlık yapacak; öğretim hizmetlerinin yanında üretimi artıran projeler üretecekler ve girişimcilere sunacaklardır. İlimle uygulama bütünleştirilecektir.
  • Yeniden Büyük Türkiye’de Devlet, halka hizmet eden “Hizmetkâr” bir kurum haline getirilecektir. Devlet baskı ve dayatma aracı olmaktan çıkartılacaktır. Hizmette ve nimet-külfet paylaştırmada adaleti sağlayan bir kurum olacaktır.
  • Yeniden Büyük Türkiye, bilimde, teknolojide, sanatta, kültürde, hukukun üstünlüğünde ve demokraside örnek ülke olacaktır. 

Saadet Partisi’nin önerdiği “Yeniden Büyük Türkiye’nin İnşası’’nın ekonomik, siyasal ve toplumsal ayakları vardır. Bunlar eş zamanlı yürütülecektir. Çünkü tam demokrasi ve toplumsal barış tesis edilmeden ekonomik kalkınma ve zenginliklerin adil bölüşümü mümkün değildir.

Programımız insan merkezli bir programdır. Her insan doğal olarak güvenlik, refah ve özgürlük arayışı içindedir. Bütün insanlar için güvenlik, refah ve özgürlük ancak insan haklarını esas alan bir hukuk sisteminde mümkün olur. Bu nedenle Saadet Partisi’nin temel ilkelerinden biri hukukun üstünlüğünü sağlamaktır.

Saadet Partisi’nin ekonomik çözüm programı bu ilkelere dayanmaktadır. Adil Ekonomik Düzen insan merkezli fıtri ve ilmi bir düzendir.

Ülkenin kalkınması ve milletin refaha kavuşturulması için gerekli olan kaynak, “Borca Esir Olarak” değil, milli imkânların ve nimetlerin servete dönüştürülmesiyle sağlanacaktır. Milli dinamikler harekete geçirilerek ekonomik büyüme süreci hızlandırılacak; artan milli gelir toplumun katmanları arasında adil olarak paylaştırılacaktır.

Türkiye kaynakları faiz, yolsuzluklar ve israfla yağmalandığından dolayı iflasın eşiğine gelmiştir. Türkiye beceriksiz, basiretsiz ve taklitçi yönetimler tarafından geri bırakılmış doğal kaynakları zengin bir ülkedir.

Saadet Partisi iktidara geldiğinde, daha önce olduğu gibi, bu yağmayı önleyecek; bu yarı sömürgeci ekonomik yapıyı değiştirecek ülkenin kaynaklarını üretime yönlendirerek milletimiz için insanca yaşama şartlarını oluşturacaktır.

Bunun için:

a. Devlet imkanları ile yapılan spekülasyonlarla rantiyeye aktarılan haksız kazançlar önlenecektir. Üretim ekonomisine geçilecek ve üretilen hasıla adil olarak paylaştırılacaktır.

  • 2011 yılı Kamu Bütçesi içinde faiz giderlerinin 47,5 milyar TL. olacağı ön görülmektedir. Saadet Partisi iktidarında kamu borçları kısa süre içinde yapılacak tasarruf ve üretilecek yeni kaynaklarla tasfiye edilecek ve milletten toplanan vergiler yerli ve yabancı rantiyecilere borç faizi olarak aktarılmayacaktır. Faize giden paralar 54. Erbakan Hükümeti döneminde olduğu gibi memur, işçi, çiftçi, esnaf ve emekliye aktarılacaktır. Rantiyeciye giden hortumlar kesilecek ve tasarruf edilen gelir halk katmanlarına aktarılacaktır.
  • Merkez Bankası, kaynakları israf edilmeyecek ve ülkenin reel değerleri karşılığında para arzı artırılarak halkın geliri yükseltilecektir. Üretim ekonomisinde mal=para dengesi sağlanacaktır. Hazine rantiyeciden borç almaktan kurtarılacaktır.
  • Vadesi dolmamış faiz borçlarının nakitmiş gibi hizmet görmesine mani olunarak sembolik değerler üzerinden spekülafif kazanç yolları kapatılacaktır. Üretmeden, havadan para kazanma yolları kapatılacaktır. Reel değerler ticareti yaygınlaştırılacaktır.
  • Kamu Tek Hesabı (Havuz) yeniden kurulacak ve bu suretle elde edilecek imkânlarla hazineye ilave gelir sağlanacak ve sağlanan gelir dar gelirliye aktarılacaktır.
  • Kamunun Merkez Bankası’na ve diğer kamu kurumlarına olan borcu mahsup edilecektir. Devlet kurumları birbirlerine faizsiz borç vereceklerdir.
  • Döviz kuruna yapay müdahaleler olmayacak ve reel kur politikası izlenecektir.
  • Bankaların yurt dışı muhabir bankalarda tuttukları mevduatlarla rantiyeye kaynak aktarılması önlenmek suretiyle elde edilen gelir halkımıza aktarılacaktır.

b. Saadet Partisi iktidarında Devlet kaynakları verimli kullanılacak, her çeşit israf önlenecek ve reel üretim artırılarak halkımız zenginleştirilecektir.

c. Halk zengin olursa devletin geliri de artacaktır. Artan gelir toplumun katmanları arasında adil paylaştırılacaktır. Kısa zaman içinde ülkemizde işsizlik sorunu çözümlenecek ve kimse aç ve açıkta kalmayacaktır.

d. Kaynak Paketleri’nden istifade edilecektir.

Aşağıdaki imkânlar harekete geçirilerek bir yılda milyar dolarlarla ifade edilecek ek kaynaklar sağlanacaktır.

  • Kamu kaynakları verimli kullanılacak ve her çeşit israf önlenecektir.
  • Vergi oranları düşürülecek ve vergi matrahı reel değerlerin üretimine göre yeniden belirlenecektir.
  • Devlete çok vergi verenlere kamu bankalarından faizsiz krediler verilecek ve alt yapı hizmetlerinden yaralanmalarında kolaylıklar sağlanacaktır.
  • Devlete vergi ödeme bir angarya olmaktan çıkartılacaktır.
  • Vergi tahsilatı hızlandırılacak, vergisini zamanında ödemeyenlere bazı kolaylıklar sağlanacaktır.
  • Kamuya ait tesis, arsa ve arazilerin satılmasında yöre halkına özellikle ihtiyaç sahiplerine öncelik tanınacaktır.
  • B2 arazisi sorunu kanunun ve araziyi kullananların hakları gözetilerek hakkaniyet ölçüsüne göre çözülecektir.
  • Boş araziler üretim yapmak üzere isteyenlere kira karşılığında üretken kullanmak kaydıyla tahsis edilecektir.
  • Boş arazileri üretim alanı haline getirenlere faizsiz kredi verilecektir.
  • Ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin harekete geçirilmesi sağlanacak ve atıl kaynakları harekete geçirenlere belli süreler için vergi muafiyeti tanınacaktır.
  • Geri kalmış bölgelere yatırım yapılması teşvik edilecektir. Bu bölgelere yatırım yapanlara faizsiz kredi imkânı sağlanacak; çalıştırdıkları işçilerin sigorta ve vergi masrafları kamu kaynaklarından karşılanacaktır.
  •  İsraf ve yolsuzluklar kesin bir şekilde önlenecektir.
  • Kamu kurumlarının yönetimi şeffaflaştırılacak, her kurumun başındaki idareci belli periyotlarda kurumunun faaliyetleri hakkında halka bilgi verecektir.

e. Saadet Partisi Bolluk ve Bereket Getirecektir.

Türkiye’de milli bir reel ekonomi politikası uygulanmadığı için ülkemiz, borç-faiz-borç sarmalına sokulmuştur. Bunun için devletimiz, işletmelerimiz ve halkımızın geleceği finans kapitalistleri ipotek edilmiştir. Halkımız işsiz, yoksul ve maalesef aç bırakılmış; kömür ve gıda paketlerine muhtaç hale getirilmiştir.

Saadet Partisi bir kısır döngü olan rant ekonomisine son verip üretim ekonomisini hayata geçirmekte kararlıdır. Amacımız, gerçek (reel) ekonomi, kendi gücü ile kalkınma ve yatırım-üretim-istihdam-ihracat seferberliği oluşturmaktır.

Saadet Partisi iktidarında her çeşit israf önlenecek ve atıl kaynaklar harekete geçirilecektir.

Gelir artırıcı ve gider azaltıcı paketler hazırlanıp uygulanmak suretiyle ülkemizin yaklaşık Yıllık 100 milyar dolarlık dolayındaki tasarruf açığı azaltılacaktır.

Adil Ekonomik Düzene geçilerek milletimiz zenginleştirilecektir. 

Milli kaynaklarına dayalı olarak gelişen Türkiye, yabancıların ülkemizde üretken alanlarda yatırım yapmasına ortam hazırlayacak ve ülkemiz dış kaynaklardan borç almayacaktır. Türkiye İMF patentli programlarla ekonomisini yöneten bir ülke olmaktan kurtarılacaktır.

Saadet Partisi iktidarında, kendi programımızı uygulayacağız. Köhnemiş Fischer-Derviş Modelini çöp sepetine atacağız. Sömürü tezgâhını dağıtacağız. Böylece yalan ve talan düzenine son vereceğiz. Böylece Türkiye’nin on milyarlarca dolarlık kaynağının uluslararası rant çevrelerine aktarılmasını kesin bir şekilde önleyeceğiz.

Saadet Partisi iktidarında ülkenin kaynakları ve bağımsızlığına yönelen saldırılar Aziz Milletimizle el ele vererek püskürtülecektir. Elde edeceğimiz kaynakların bir kısmı ile borçlarımızı öderken, kalanı; işçiye, çiftçiye, memura, emekli dul ve yetime yani yıllarca mağdur edilen kesimlere aktarılarak, halkımızın gelir seviyesi ve alım gücü hissedilir şekilde artırılacaktır.

Bazıları çıkıp bunların popülist politikalar olduğunu, Türkiye’nin bu popülist politikalarla battığını söyleyeceklerdir. Bu büyük bir yalandır, iftiradır, dahası işbirlikçiliktir. Türkiye işçiye, çiftçiye, memura daha fazla pay verildiği için batmadı. Türkiye spekülasyonlar ve yolsuzluklar dolayısıyla battı. Türkiye İMF patentli reçeteleri uyguladığı için yarı sömürge haline getirildi. Ülke kaynakları yabancılaştırıldı. Artan milli gelirde kitlelerin payı azaltılırken yabancıların payı artırıldı.

Saadet Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz!

Bizim iktidarımızda mağdur toplum kesimlerine insan gibi yaşamaları için kaynak aktarımı yapılacaktır. Bu popülist bir politika değil, adil bir ekonomik sistemin en temel gereğidir. Daha önce ekonomik programımızın adalete dayalı olacağını söylemiştik. Toplum kesimlerine haklarını vererek sadece adaleti tesis etmiş olmayacağız, aynı zamanda ekonomiyi de canlandıracağız. Toplum kesimlerinin alım gücünün yükselmesi piyasayı canlandıracak, esnafımızın yüzünü güldürecek, bu da üretimi ve istihdamı artıracaktır.

Saadet Partisi talebi kısarak enflasyonu kontrol etmeyecek, üretimi artırarak fiyatların düşmesine ortam hazırlayacaktır. Sermaye sahiplerinin üretim yapmadan servetlerini artırma yollarını kapatacak; üretim yaparak zenginleşmenin yolunu açacaktır.

Saadet Partisi bunları yapabilir, başarabilir. Hafızalar yoklansın, Milli Görüş kadrolarının daha önce merkezi hükümet ve yerel yönetimlerde yaptıkları hatırlansın. Bizde bütün bunları yapacak bilgi, tecrübe, kararlılık, heyecan ve inanç var. Esasen her şeyin başı niyettir, zihniyettir, tercihtir ve bunları uygulama inancı, azim ve iradesine sahip olmaktır.

Diğer partiler, IMF’nin dayattığı ekonomik programa uyacaklarına dair sözler veriyorlar, yeminler ediyorlar. Saadet Partisi olarak: IMF’nin dayattığı programı iptal edeceğiz, rant ekonomisine son vereceğiz, Post Modern Sömürgeci kuşatmayı kıracağız. Milli Politikalar uygulayacağız.

Ülkemizi felakete sürükleyen ve yolsuzluklara bulaşan şebekelerin devlet ile olan bağlantılarını kesecek ve adalete teslim edeceğiz.

Üretim Ekonomisine Geçilecektir

Saadet Partisi’nin ekonomik modeli, üretime dayanmaktadır. Bu nedenle Saadet Partisi iktidarında, haksız olarak parayla para kazanma dönemi bitecektir.

Bankalar, faiz ve spekülasyonun araçları olmaktan çıkarılacak, asli görevleri olan üretime kaynak aktaran kuruluşlar haline getirilecektir. Bankalar para ticareti ile zenginleşerek kitleler yoksullaştırılmayacaktır. Bankalar halkın tasarruflarını üretime aktararak, toplam hâsılanın artışına katkıda bulunarak gelirlerini artıracaklar ve kitleleri de zenginleştirecektir. Karlarını para ticareti ile artırarak kitleleri yoksullaştıran bankalar kendilerini iflastan kurtaramazlar. Bankalarımız ABD Eylül 2008’de baş gösteren Mali Bunalımın iflas ettirdiği dev bankaların uğradıkları akıbetten ders almışlardır. 

Saadet Partisi iktidarında; sanayici ve tüccar, faaliyet dışı alanlarda değil, üreterek ve alıp-satarak kazanacaklar, yani gerçek iş adamları ve atılımcılar olacaklardır. Rantiyeciler değil, üreticiler desteklenecektir.

Ülkemizde uygulanan mevcut ekonomi politikaları para ticaretini özendirmekte ve mal ticaretini zorlaştırmaktadır. Hâlbuki para ticareti işsizliği artırır. İşçiyi, çiftçiyi ve memuru yoksullaştırır. Mal ticareti ise işsizliği önler ve reel üretimi artırır. AKP iktidarında para ticareti özendirildiği için işsizlik sürekli artmaktadır. Saadet Partisi iktidarında rantiyeciler değil mal ticareti yapanlar desteklenecektir. Böylece işsizlik sorunu çözümlenecektir.

Ülkemizde mal üretimi ve ticareti yapanlar ayakta durma mücadelesi verirken para ticareti yapan bankalar en büyük karlar elde etmektedirler. Türkiye’nin en karlı işletmeleri bankalardır. Yabancı bankalar kendi ülkelerinde zarar ederlerken Türkiye’deki şubeleri kar etmektedir. Biz millet olarak iç ve dış bankalara ipotek edilmiş durumdayız. Devletimiz, işletmelerimiz borçlandırılmış durumdadır. Ulusal geleceğimiz faizcilere ipoteklidir.

Adil Düzende mal ticareti kolaylaştıracaktır. Para üretime dönüştürülerek üretim ve istihdam artırılacaktır. Bankalara sadece para ticareti yapan kurumlar olmaktan çıkartılacaktır. Bankalara yatırımı ve üretimin artırılmasında aktif rol üstlenecek ve yatırımcıya danışmanlık hizmetleri sunacaklardır. Üretime dönüştürülerek elde edilen hâsıladan danışmanlık ve ortaklık payı alacaklardır.

Esnaf sanatkâr ve KOBİ’ler ekonomik faaliyetin, üretim ve istihdamın ana unsurlarıdır. İşletme sermayelerinin küçük oluşu, finansman maliyetlerinin yüksekliği, talep yetersizliği, ağır vergi ve primle dolayısıyla KOBİ’ler zor durumdadır. Saadet Partisi iktidarında, başta küçük ve orta boyuttaki işletmeler olmak üzere, girişimcinin önündeki engeller kaldırılacaktır. Kamu bankaları KOBİ’leri faizsiz kredi ile destekleyecek, üniversitelerimiz de işletmelere bilgi ve teknoloji desteği sağlayacaktır.

Milli kaynaklarımızı harekete geçirecek projelerin hazırlanmasında üniversitelerimize aktif rol verilecek ve katma değerleri yüksek olan projeler faizsiz kredilerle desteklenecek ve teşvik edilecektir. Türkiye’nin ihracattaki dışa bağımlı mevcut durumu değiştirilecek katma değeri yüksek ihraç ürünlerinin üretimi teşvik edilecektir.

Türkiye’de vergi adaleti olmadığı gibi, mevcut vergi sistemi, yatırım ve üretimi olumsuz etkilemektedir. Saadet Partisi iktidarında vergi adaleti sağlanacak, bazı vergilerde yatırımı teşvik ve üretimi ucuzlatmak için indirime gidilecektir.

Düşük gelir düzeyindeki işçi, memur, çiftçi ve emeklinin gelirlerindeki iyileştirme esnaf ve sanatkârın gelirine de yansıyacaktır. Esnaf Tekelci sermayeye karşı korunacaktır.

Türkiye’de toplam nüfusumuzun yüzde 30’una yakını yani takriben 22 milyon insanımız kırsal alanda yaşamaktadır. Bu nüfusun temel geçim kaynağı tarımsal faaliyetlerdir. Tarımsal faaliyetlerle uğraşanların milli gelirden aldığı pay sadece %7,6’dır. 1999’dan beri IMF ve Dünya Bankası’nın da etkileri ile gerek üçlü koalisyon, gerekse yedi yıldan beri iktidarda olan AKP Hükümetleri tarım ve hayvancılığı yok ederek, ülkemizi tarım ve hayvansal ürünler ithal eder hale getirmişlerdir.

Süt Endüstrisi Kurumu’nun özelleştirilmesi ile süt üreticisi sütünü değer fiyatına pazarlama imkânı bulamamış ve sütçülüğü bırakmıştır.

Et Balık Kurumu’nun özelleştirilmesi ile besi hayvanı yetiştiricileri besiciliği bırakmıştır. Et Balık Kurumu sadece et ithal etmektedir. Toprak Mahsulleri Ofisi şubeleri azaltılmış, tahıl alım merkezleri, silolar kapatılmış, buğdaya değeri olan fiyat verilmemiştir. Türkiye buğday ithal eder hale gelmiştir.

Türkiye gıda maddesi ithal etmeyen sayılı ülkelerden biri iken bugün, tarımsal ürün dış ticaretinde açık veren bir ülke haline getirilmiştir.

Yeni sömürgeciliğin gönüllü ajanları, ülkedeki ekonomik krizi, tarım ve hayvancılığa yapılan desteklere bağlayarak halkımızı aldatmaktadırlar. “Görev zararı” diye gösterilen büyük paralar Türk çiftçisine verilmemiştir. Çiftçiye verilen destek, sözde iş adamlarının batırdıkları krediler yanında hiç mesabesindedir. Kaldı ki Ekonomisi gelişmiş bütün ülkeler tarımı desteklemektedirler. Bugün Türk çiftçisi mazotu, ABD çiftçisinden kat kat daha pahalı kullanmaktadır. Böyle olduğu için Türkiye, ABD buğday ekicilerine her yıl yüz milyonlarca dolar ödemektedir.

Saadet Partisi iktidarında tarımsal üretim desteklenecektir. Destekler ürünlerin maliyetleri ve dünya fiyatları dikkate alınarak belirlenecek ve üreticinin, çiftçinin kesinlikle kâr etmesi temin edilecektir. Bu destekler hem üretim aşamasında hem de pazarlama aşamasında olacaktır. Üretim aşamasında çiftçiye, vergisiz motorin (MAVİ MAZOT) temin edileceği gibi, diğer temel girdilerin temininde de destekler verilecektir. Çiftçiye Faizsiz Kredi verilerek üretim yapması teşvik edilecektir. Çiftçiye girdi desteği yanında ürünlerini pazarlarken de destek verilecektir. ‘’Çiftçinin Kara Gün Dostu’’  olarak bilinen Toprak Mahsulleri Ofisinin tam kapasite ile çalışarak üreticinin elde ettiği ürünleri geciktirmeden, son gramına kadar ve değer fiyatından satın alması temin edilecektir.

Şeker pancarı ve tütünde uygulanan kotalar kaldırılacaktır.

Çay, fındık, üzüm, incir, kayısı v.b. gibi ürünlerin yetiştiricileri de desteklenecektir.

Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) ve Et Balık Kurumu (EBK)  gibi hayvancılığın gelişmesi için zaruri olan kurumlar yeni fabrikalar kurularak ihya edilecektir. Bu suretle hem süt üreticileri hem de besicilik yapan yetiştiriciler desteklenecektir. Yetiştiricilere de faizsiz kredi verilecektir. Ayrıca gerek karkas et gerekse kasaplık hayvan ithalatı durdurulacaktır. Türkiye kurbanlık hayvan ithalatından kurtarılacaktır.

Süt ürünleri ithalatı kontrol altına alınacaktır.

Tarıma dayalı sanayinin, gıda sanayinin gelişmesi desteklenecektir. Bu suretle artık değerin ülkemizde kalması temin edilecektir.

Tohumculuk teşvik edilerek üreticilerin kaliteli ve ucuz fiyata tohumluk temin etmeleri sağlanacaktır.

Kümes hayvanları yetiştiren üreticiler ve balıkçılık sektörü desteklenecektir.

Sulu tarıma geçilmesi teşvik edilecek, bu kapsamda GAP’ın sulama tesislerinin bir an önce tamamlanması sağlanacaktır.

Seracılık ve örtü altı sebze yetiştiriciliği desteklenecektir.

Biz ekonomide devletçiliği savunmuyoruz. Bizim uygulayacağımız ekonomik modelde, savunma sanayi dâhil tüm ekonomik faaliyetler özel sektör tarafından yürütülecektir. Devlet ancak alt yapı ve özel sektörün girmediği stratejik alanlarda yatırım yapacaktır. Saadet Partisi’nin uygulayacağı Adil Ekonomik Düzen devletçi bir düzen değildir.

Asıl devlet müdahaleciliği bugün yapılmaktadır. Bugün Türkiye’de serbest piyasa ekonomisine geçiş adı altında yapılanlar devlet müdahaleciliğidir. Çıkartılan yasalar ve alınan kararlarla güçlülere kaynak aktarılmaktadır.  57. Hükümet’in çıkardığı Şeker ve Tütün Yasası’nda çiftçimizin aleyhine, çokuluslu tekellerin lehine olan hükümler vardır. AKP iktidarı yabancılara sağlanan ayrıcalıkları artırarak sürdürmektedir.

Saadet Partisi tekelci mihrakların lehine yapılan müdahalelere son verecektir. Devlet erkinin belli grupların çıkarına kullanılmasını önleyecektir. Saadet Partisi iktidarında, gerçek anlamda serbest piyasa ekonomisi hayata geçirilirken spekülasyonların önlenmesi ve adaletin tesis edilmesi için zayıf olan toplum kesimlerinin korunması yoluna gidilecektir.

Bu çerçevede programımızda yazılı olan Doğu ve Güneydoğu Kalkınma Müsteşarlığı hemen kurulacaktır.

Saadet Partisi, ülkemizin birliği, farklı dil ve lehçeleri konuşan halkımızın kardeşliğinin teminatıdır. Ülkemizde mağdur edilen bütün kesimlerin ve bölgelerin mağduriyetleri giderilecek; ana dilini öğrenmek isteyenlere yardımcı olunacaktır.

Saadet Partisi iktidarında hukukun üstünlüğü sağlanarak paylaşımda adalet tesis edilecek ve bölgeler arası gelişmişlik düzeyindeki farklar azaltılacaktır.  

C) SAADET PARTİSİ’NİN HEDEFİ:

Yaşanabilir Bir Türkiye

Yeniden Büyük Türkiye“yi kurmak,

 Türkiye’nin önderliğinde adil “Yeni Bir Dünya’yı” inşa etmektir.

D)  Hedefe Nasıl Ulaşılacaktır?

a. Genel Esaslar

Devletin temel görevi, en geniş anlamda ülkeyi dış saldırılara karşı korumak, insan hakları ve özgürlüklerini garanti altına almak, temel alt yapı hizmetlerini yerine getirmek, iç güvenliği sağlamak ve halkı her çeşit tehlike karşısında korumak ve nimet- külfet paylaşımında adaleti temin etmektir.

Saadet Partisi’nin iktidarında devlet tahakküm eden konumda değil, milletin emrinde ve hizmetinde olacaktır. Devlet çalışma ve üretme faaliyetlerine ortam hazırlayacaktır. Devlet bürokratik engelleri kaldıracak; iş yapanları destekleyecek ve teşvik edecektir. Tüm sosyal ve siyasi kurumlar, milletin haklarının korunmasına ve geliştirilmesine hizmet edecektir.

Saadet Partisi iktidarında Devlet sorun üretmeyecek sorun çözecektir. Korkutmayacak, sevdirecektir.  Zorlaştırmayacak, kolaylaştıracaktır. Ayrıştırmayacak, birlik ve bütünlüğü sağlayacaktır.

Saadet Partisi olarak bizim diğer partilerden temel farkımız, Anayasa’nın ikinci maddesinde yer alan devletin temel niteliklerini gerçek anlamlarıyla anlamamız ve bunların evrensel standartlara uygun olarak uygulanmasını esas almamızdır.

Saadet Partisi iktidarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerçek anlamda hukuk devleti olacaktır. İnsanın doğal hak ve özgürlükleri tam anlamıyla korunacaktır. Devlet; inanların inancına saygı gösterecek, herkes inandığı gibi düşünecek, düşündüğü gibi konuşacak, konuştuğu gibi yaşayacaktır. Laiklik dindarları baskı altına alan bir rejim olmaktan çıkartılacak; dinsizliği değil dindarlığı özendirecektir. Her din ve inanç mensubunun inancını yaşamasına yardımcı olacaktır. Devlet gerçek anlamda sosyal devlet olacaktır.

Saadet Partisi, ülkemizde insan hak ve özgürlüklerini kâmil manada sağlayacaktır. Ülkemizde uygulanan yanlış siyasi, ekonomik ve sosyal politikalardan dolayı ülkemiz geri bırakılmıştır, temel insan hak ve özgürlükleri ihlal edilmiştir. Toplumda yardımlaşma ve dayanışma bilinci zayıflatılmıştır. Bölgeler arası gelişmişlik farkı artmıştır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu ihmal edilmiştir. Bu durum dış mihrakların ve yerli işbirlikçilerin de etkisiyle istismar edilmiştir. Ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden ayrılıkçı akıma dönüştürülmüştür. Türkiye’nin bazı bölgeleri çeşitli nedenlerle ekonomik açıdan daha geri kalmıştır. Saadet Partisi iktidarında, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere “Bölgesel Kalkınma Projeleri” çok hızlı bir şekilde uygulanacak, sınır ticareti ve bölge ülkeleriyle ticaret hızla geliştirilecektir.

Çünkü çok iyi bilmektedirler ki, demokrasi ve insan hakları tam anlamıyla uygulanırsa milletimiz doğal olarak Milli Görüş’e yönelecektir. Çünkü Milli Görüş fıtri bir görüştür. İnsan doğasına uygun bir anlayıştır. Doğal akışı engellenen su nasıl ki er veya geç doğal mecrasına dönüp akşına devam edeceği gibi bu millet de zorla ve hile ile Milli Görüş’ten uzaklaştığını mutlaka bir gün fark edecek ve kendi dünya görüşüne dönecektir. İşte o zaman Allah’ın yardımıyla hiç kimse “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşasına mani olamayacaktır. Saadet Partisi aşağıda belirtilen hususları yerine getireceğini Büyük Milletimize vaat ediyor. 

1. Yaşama Hakkı ve Güvenlik

Saadet Partisi iktidarında, ülkemiz işkence, kötü muamele, gözaltında ölüm, faili meçhul cinayet gibi, insanlık suçu ithamlarından kurtulacaktır. İnsanlar yıllarca zanlı olarak cezaevlerinde tutulmayacaklardır. Yargıdaki davalar süratle neticelendirilecek ve adalet bir an önce gerçekleştirilecektir. Yargı bağımsızlığı sağlanacak ve yargının her ihtiyacı vaktinde karşılanacaktır.

Kimsenin özel hayatı, ailesi, meskeni ve haberleşmesine hukuka aykırı bir şekilde müdahale olmayacaktır. Herkesin yaşama hakkı güven altına alınacaktır. Devlet, temel hakları ihlal eden bir kurum değil, temel hak ve özgürlüklerin ihlaline mani olan bir kurum olacaktır.

2- Düşünce ve İfade Özgürlüğü, Örgütlenme Hakkı

Demokrasinin dayandığı temel esas düşünceyi ifade özgürlüğüdür.

Saadet Partisi iktidarında, düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılacaktır. Herkes düşüncesini ifadede, savunmada ve anlatmada serbest olacaktır. Kimseye kendi düşüncesini diğer insanlara zorla empoze etme hak ve ayrıcalığı tanınmayacaktır.

Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler, tek tip düşüncenin farklı adlarla değil, milletin içinden çıkan farklı düşüncelerin, millete hizmet için örgütlenmesidir.

Farklı düşünceye sahip siyasi partiler üzerinde baskı ve kısıtlamaların demokratik anlayışa aykırı, bağnaz bir zihniyetin ürünü olduğuna inanıyoruz. Farklılıklarımız zenginliklerimizdir. Farklılıklar çatışma için değil dayanışma ve yarışmanın temel dinamikleri haline getirilecektir.

Dernek, vakıf, sendika, meslek odaları gibi sivil toplum kuruluşları örgütlenme hakkını baskı altında olmaksızın kullanabilmelidir. Vakıflaşma teşvik edilecek ve vakıf kurumları tarihimizde olduğu gibi sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın temel kurumları haline getirilecek ve vakıf medeniyeti yeniden inşa edilecektir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve formalitelere boğulmadan bu özgürlük kullanılabilmelidir.

Basın hürdür. Haber alma ve doğru haber verme; yorum ve eleştiri yayımlama, bilgilendirme, halk adına denetim hür basının ayrılmaz niteliğidir. Kişi hak ve özgürlüklerini ihlâl etmeden bu görevleri yapması esastır. Basın özgürlüğünü sınırlayan bütün engeller kaldırılacaktır. Basının da insanın temel hak ve özgürlüklerini ihlal edici söylem ve davranışlardan uzak durmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

3- Din ve Vicdan Özgürlüğü, Laiklik

Saadet Partisi iktidarında Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını aşacaktır. Laiklik dinsizliği değil, dindarlığı özendirecektir. Devlet hiçbir zaman ve ortamda inanç özgürlüğünü sınırlayan bir kurum olmayacaktır.

Saadet Partisi bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme; dinini seçme, öğrenme, öğretme, eğitme, eğitilme, yayma, inancına göre yaşama haklarına sahiptir.

Saadet Partisi iktidarında hiçbir kimse ve kurum bu hakların kullanılmasına engel olamayacaktır.

Devlet, din, vicdan ve kanaat özgürlüğü önündeki engelleri kaldıracak ve hakları koruyacaktır. Herkes inandığı gibi düşünecek; düşündüğü gibi konuşacak ve konuştuğu gibi de yaşacaktır.

4-  Demokrasi

İnsan maddi ve manevi varlığıyla bir bütündür. Kendi kendini yönetme hakkına sahiptir. Bu devredilemez bir haktır. İnsan, insan olarak doğal haklarla doğuştan donatılmıştır. Hiçbir kurum ve kuruluş insanın doğal haklarına sınır koyamaz ve bu hakları ihlal eden girişimlerde bulunamaz.

Demokrasi, insanın kendi kendini yönetme hakkını, katıldığı en üst organizasyon olan devlette, katılımcı anlayışla ve diğer bireylerle birlikte eşit hakkın kullanımı olarak, doğrudan veya hakkın özü kendinde kalmak kaydıyla, serbestçe seçeceği temsilcileri aracılığıyla kullanmasıdır. Buna göre demokrasi, insanların kendi hür iradeleri ile yönetme hakkını rızaya dayalı olarak, ortak bir halk iradesi haline getirmeleridir.

Saadet Partisi, ülkede yaşayan herkesin saadetini istemekte ve bunun ancak insan haklarına, özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne dayalı tam bir demokrasi ile mümkün olacağına inanmaktadır.

5- Hukukun Üstünlüğü

Saadet Partisi, siyasi hedefleri olarak belirlediği; tam demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın, ancak hukukun üstün olduğu bir devlet düzeninde gerçekleşebileceğine inanmaktadır.

Ülkemizde bugün tam anlamıyla hukuk devleti anlayışının hakim olduğu söylenemez. Sadece kanunların bulunması bir devleti hukuk devleti yapmaya yetmez. Hukuk devleti; kanunları doğal hukuka uygun olan ve bu kanunları bütün fertlerine eşit olarak uygulayan devlettir.

Hakkı Üstün Tutan Dayanışmacı Dünya Görüşü’ne göre doğal hukuk şu dört temel hak üzerinde şekillenir:

  • Doğuştan var olan temel insan hakları
  • Emekten doğan hak ve ödevler
  • Sözleşmeden doğan hak ve ödevler
  • Adalet ilkesinden doğan haklar ve ödevler

Doğuştan var olan temel insan hakları, Yaşama hakkı, düşünce, inanç, ırz ve namusun korunması ile mülkiyetin korunması haklarıdır.

Saadet Partisi, haklı olanı koruyan hak anlayışını esas almaktadır. Devletin varlık nedeni haklının yanında yer almak ve haksıza karşı tavır almaktır. Haklının hakkını koruyamayan devletin varlığı tartışmalıdır.

 Kuvveti Üstün Tutan Çatışmacı Dünya Görüşü’ne göre hakların kaynağı aşağıdaki dört husustur.

  • Kuvvet,
  • Çoğunluğun kararı,
  • İmtiyaz ve
  • Menfaat

Güçlü olanı haklı sayan bu anlayıştan ancak zulüm doğar. Eski Mısır, Eski Yunan ve Eski Roma medeniyetinin devamı olan Batı uygarlığı güçlü olanı haklı saymaktadır. 

Saadet Partisi, hukukun egemen olması için gerekli her türlü çalışmayı yapacaktır.

 

 

6-Ülkemizin Birlik ve Bütünlüğü

Bugün Ülkemizin birlik ve bütünlüğü tehdit altındadır. Büyük Ortadoğu Projesiyle Fas’tan Endonezya’ya kadar Müslüman ülkeleri sınırlarını değiştirmeye çalışan ırkçı-tekelci mihraklar ülkemizde ırkçılığı körükleyerek, ayrımcı akımları destekleyerek ülkemizin bölünmesine yönelik girişimlerini sürdürmektedirler.

Milli Görüş olarak her çeşit bölücü, ırkçı anlayışa karşıyız. Irkçılığı bir cahiliye âdeti olarak kabul etmekteyiz. Bu ülkede yaşayan herkes kardeştir.

Beceriksiz ve basiretsiz iktidarlar uyguladıkları gayri milli ekonomik politikalarla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu ihmal etmişlerdir. Bir bölgenin geri kalmalarına ortam hazırlamışlardır.

Dış mihrakların günümüzdeki bir avuç görevlisi bütün Türkiye’de inançlı insanların üzerinde baskı terör uyguladıkları gibi bölge halkına baskı kötü muamelede bulunmuşlardır.

Saadet Partisi, ülkemizin birliği, farklı dil ve lehçe konuşan halkımızın kardeşliğinin teminatıdır. Ülkemizde mağdur edilen bütün kesimler ve bölgelerin mağduriyeti giderilecektir. Ana dilini öğrenmek ve öğretmek isteyenlere yardımcı olacaktır. Bölgeler arasında ekonomik ve sosyal dengesizlikler giderilecektir. Bölgeye gönderilen devlet görevlileri bölge halkına daha müşfik davranacaktır.

7- Ahlâk ve Maneviyat

Ahlâk, insan ilişkilerini düzenleyen, bu ilişkilerde sürtüşme, çekişme ve çatışmaları ortadan kaldıran, ihtilafları azaltan, huzur ve barışın kaynağı olan temel normlardan biridir.

Ahlâki ve manevi değerlere bağlı milletlerin büyük uygarlıklar kurduklarına tarih şahittir. “Yeniden Büyük Türkiye”nin inşasının ancak “Ahlâk, Maneviyat ve Bilgi” temeli üzerine kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın kökleşmesi ve geliştirilmesini, toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için zorunlu görüyoruz.

Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen şartlar ancak önce “AHLÂK ve MANEVİYAT” prensibiyle gerçekleşebilir.

Partimiz, insanı maddi ve manevi yönleri olan bir canlı olarak kabul eder. Gerçek gelişme = imar X irfandır. Maddi kalkınma, manevi gelişmeyle desteklendiği ölçüde gerçek gelişme sağlanabilir.

Diğer görüşlerden en önemli farkımız maneviyatçılığımızdır. Biz maneviyatçılığımızın gereği olarak, nefis terbiyesini esas alıyoruz. Maneviyatçılık boyutu olmayan diğer görüşler genellikle nefse esareti esas almaktadırlar. Saadete ancak maddi boyutun maneviyatçılıkla tamamlanması ile erişilebilir. Barış, huzur, hürriyet, adalet, refah, saygınlık ve yurt savunmasından adalet teşkilatının yükünün azaltılmasına kadar, her şeyin temeli önce ahlâk ve maneviyata dayanır.

b) Yeniden Yapılanma

Saadet Partisi hantal bürokratik yapıyı değiştirecek ve kamu kurumları insanı merkeze alarak yeniden yapılandırılacaktır.

1- Anayasa

Saadet Partisi, demokrasinin temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına uygun bir anayasa yapılması için her türlü gayreti gösterecektir.

Yeni anayasa, bireyi esas alan, temelinde insan haklarının noksansız bir şekilde yer aldığı, özgürlüklerin insana yaraşır bir şekilde korunduğu, kuvvetler ayrımı ilkesini hayata geçiren, sosyal devleti ve hukukun egemenliğini çağdaş bir anlayışla ele alan, sivil, özgürlükçü bir anayasa olacaktır.

Saadet Partisi, toplumun bütün kesimlerinin görüş ve önerilerini esas alarak milli mutabakata dayanan milli bir anayasa hazırlayacaktır.

2- Yasama

Mevcut durumda yasama, yürütmenin egemenliği altındadır. Partimiz getireceği anayasa değişikliği ile kuvvetler ayrımını tam olarak tesis edip, yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale getirecektir. Bunun için yasama ve yürütmeyi tamamen ayıracak anayasal değişiklik yoluna gidilecektir.

Referandum müessesesine daha fazla işlerlilik kazandırılacaktır. Önemli yasalar milletin onayına sunulacaktır. Ayrıca, vatandaş ve sivil toplum kuruluşlarının belli sayıda imza ile TBMM’ne kanun teklifi verme yolu açılacaktır.

TBMM içtüzüğü değiştirilecek, muhalefetin ve milletin sesinin etkin olması sağlanacaktır. Meclis komisyonları daha işlevsel hale getirilecektir.

Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak çalışmalarını sağlayacak, millet iradesinin parti karar organlarına yansımasını temin edecek siyasi partiler kanunu çıkarılacaktır.

Seçim kanunu millet iradesinin en etkin bir şekilde yansımasını temin edecek şekilde çıkarılacak ve her seçimde değiştirilmesini önlemek için anayasaya madde konulacaktır. Her düşünce ve anlayışın TBMM’inde temsil edilmesini sağlayacak şekilde seçim barajı kaldırılacaktır.

Asli görevi denetleme olan “İkinci Meclis” yani “Senato” kurulacaktır. Tüm kamu kurum ve kuruluşlarının denetlenmesi bu meclis aracılığıyla yapılacaktır. Bu meclise bağlı olarak, Yüksek Denetleme Kurulu, Yüksek İzleme Kurulu oluşturulacak, Sayıştay bu meclise bağlı olarak çalışacaktır.

3- İdari Reform

Saadet Partisi Türkiye’nin artık bu aşırı merkeziyetçi ve hantal idari yapıyla yönetilemeyeceğine inanmaktadır. Bundan dolayı Türkiye’nin iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır.

Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara yetki ve sorumluluk yükleyen, her aşamada demokratik katılım denetimi işleten, millet iradesini öne çıkaran bir reformu gerçekleştirmek ana hedefimizdir.

Yerel yönetimlerin ve il özel idarelerinin yetki ve sorumlulukları artırılacak; yerel sorunlar yerel yönetimlerce çözümlenecektir. Yerel yönetimlerin çözemediği sorunların çözümünde merkezi idarenin yardımı istenecek ve mutlaka yerel sorunlar sorunlardan etkilenenler tarafından çözümlenecektir.

Bakanlık sayısı çok fazladır. Bakanlık sayısı, etkin ve işlevsel bir idare için görev alanları yeniden tanımlanarak, 24′yi geçmeyecek şekilde azaltılacaktır.

Milli Güvenlik Kurulu, çağdaş demokratik ülkelerde olduğu gibi, savunma konusunda siyasi iktidara danışmanlık yapan bir kurula dönüştürülecektir. Tüm özerk kurulların üyeleri TBMM tarafından seçilecektir.

4-  Kamu Düzeni ve Güvenlik

Devletin asli görevlerinden biri, kamu düzenini korumak iç ve dış güvenliği sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve haysiyetine dikkat ve duyarlılık gösterilmesi esastır.

Milli, manevi ve ahlaki değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve devamı için en önemli dayanağımızdır. Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği temel esastır.

İç güvenlik hizmetini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak ve her türlü imkân ve donanıma kavuşturulacaktır.

5- Yolsuzlukla Mücadele

Yolsuzluk ve rüşvet olayları hemen hemen her kademede had safhadadır. Aşırı bürokrasiyi, aynı zamanda şeffaflık ve demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapıyı, rant dağıtan devletçi ekonomik modeli ve materyalist anlayışı besleyen eğitim sistemini bu kirlenmenin başlıca nedeni olarak görüyoruz. Ülkemiz dünya sıralamalarında en üst noktalarda görüldüğü tek alanın yolsuzluk sıralaması olması, Aziz Milletimizin onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.

Çare, manevi ve ahlâki değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve işletilmesi, devletin rant dağıtma işlevine son veren bir ekonomik modele geçilmesidir.

Saadet Partisi, getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla yolsuzluklara ve rüşvete son verilmesini kesin olarak sağlayacaktır. Ayrıca kamu yönetimini şeffaflaştıracak, üst düzey yönetimler belli periyotlarda çalışmaları hakkında halkımıza bilgi verecektir. Halkımızın katımlı ve denetimi artırılacaktır.

6- Yerel Yönetimler

Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. Gereksiz endişelerden kurtulup imkânları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak cesur bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı gibi, hantal işleyişi ve kamudaki israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar sağlayacaktır. Halkımızın özlemi olan, nefes alan ve yaşanabilir şehirler de ancak bu şekilde inşa edilebilir.

Halen ülkemizde belediye hizmetleri kent içi alanlarla sınırlıdır. Bu durum birbirine çok yakın iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır. Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar yaşarken yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl durumda beklemektedir.

Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, köyler dâhil bütün il coğrafyasını içine alacak bir şekilde yeniden düzenlenecektir. İl belediyeleri büyük şehir belediyeleri gibi il sınırları içindeki tüm yerleşim alanlarının imar, planlama, alt yapı hizmetleri ve koordinasyonundan sorumlu olacak; ilçe belediyeleri ise ilçe sınırları içindeki tüm yerleşim alanlarının fiziki üst yapı ile çevre trafik, koruyucu sağlık hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu olacaklardır.

7- Yargı

Bu ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, adaletin zamanında ve tam olarak işleyeceğinden emin olmalıdırlar; bu, toplumsal barışın vazgeçilmez şartlarından biridir.

Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı reformu olduğuna inanmaktadır, bu nedenle iktidarımızda ilk sırada ele alacağımız konulardan biri budur.

Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle büyük yükünden dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir. Adalet mekanizmasını yavaş işlemesi mağduriyetlere yol açmakta ve insanlarımızın yargıya olan güveni zayıflamaktadır.

İnsanlarımız bu yavaş işleyişten dolayı hak-hukuk, alacak borç ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez arayışlara girmek zorunda kalmaktadır.

Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarından biri, yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli şartların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya karışmamalı; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte yargının siyasallaşması ve siyaseti yargı kanalıyla yönlendirme yolu da bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır.

Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir.

Egemenliği kullanan üç unsurdan biri olan yargının da egemenliğin asil sahibi olan Aziz Milletimizin vicdanı ile uyum içerisinde olması gerekir; nitekim yargı tüm kararlarını millet adına vermektedir.

Bu bağın kurulabilmesi ise yargı kurumu üst düzey yöneticilerinin, ya doğrudan millet tarafından demokratik bir şekilde seçilmesi ya da milletin temsilcileri, yani TBMM tarafından seçilmesi ile mümkündür.

Anayasa değişikliği yapılarak yargı kurumu üst düzey yöneticilerinin Meclis tarafından gizli oyla belli süreler için seçilmesi ve yargıçların özlük hakları, sosyal ihtiyaçları, maaşları ve diğer yargı harcamaları bütçesinin, bu kurul tarafından hazırlanarak Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderilmesi ve burada genel bütçe ile birleştirilmesi uygun olacaktır. Türkiye’de mahkemelerin yerleşme şekli bile, iddia makamı ile savunmanın eşit olmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonları, savcılar, sanık ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.

Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini; terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni çalışmalar yapılacaktır.

Yargıya ayrılan bütçe payı artırılıp kadro sorunları çözülecektir.

Adli kolluk kurulacaktır.

Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir. Yargılamada tahkim sistemi yaygınlaştırılarak yargıda demokratikleşme süreci başlatılacaktır.

Usul kanunları mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir.

Yargı hatalarının azaltılması için genel mahkemeler arasında ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.

Mahkemelere hakem (jüri) sistemi getirilecektir.

İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.

İnsan hakları ihlalleri konusunu ele alan, “İnsan Hakları İhtisas Mahkemeleri” kurulacaktır.

Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir. Saadet Partisi iktidarında infaz sistemi ve cezaevleri, ceza içinde ceza olmaktan çıkarılacak, insanın onuru ve haklarını koruyacak şekilde yeniden düzenlenecektir. Cezaevlerinde üretime yönelik düzenlemeler yapılacak; mahkûmların iş gücü üretime dönüştürülecektir.

8- Eğitim ve Öğretim

Bir milletin asıl gücü tankı, tüfeği, parası değil; inançlı gençleridir.

Herkesin eğitim hakkı vardır; ilk ve temel öğretim parasızdır; ilköğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır. Her ne amaçla olursa olsun eğitim hakkına dokunulamaz. Öğrencilerin inançları gereği başlarını örttükleri için eğitim hakkından mahrum edilmeleri önemli bir insan hakları ihlalidir ve kabul edilemez. Bu yanlış uygulamaya son verilecektir.

Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir, insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir; o nedenle biz eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsiyoruz. Siyasi ve ideolojik mülahazalarla sürekli müdahale edilen ülkenin eğitim sistemi, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış, hatta bir çok gencin öğretim hakkı elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan çıkarılmış, yaşama biçimi dayatmanın araçları haline getirilmiştir.

Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan anlayışla ülkenin önü açılamaz, çağdaş uygarlık yakalanamaz.

Bu anlayışı değiştirmek zorundayız, çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda bilginin üretilmesi mümkün değildir. Bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların da bilgi çağında ayakta durmaları mümkün değildir.

Bu nedenle Saadet Partisi, çağın ve ülkenin gereklerine uygun bir eğitim reformunu programına almaktadır.

Her üniversite bulunduğu ilin ve bölgenin doğal ve beşeri envanterini yapacak ve üniversiteler bölgenin kaynaklarını harekete geçirecek projeler üretecektir. Üniversiteler KOBİ’lere danışmanlık yapacaklardır. Üniversite bünyesinde sanayi ve iş adamlarını destekleyen araştırma ve danışma merkezleri kurulacaktır. Üniversite öğretim üyelerine danışmanlık hizmetlerinin karşılığında ilave gelir sağlanacaktır. Böylece üniversite ve iş dünyası arasındaki ilişkiler geliştirilerek işletmelerin verimliliği artırılacak ve üniversiteler teknoloji üretim merkezleri haline getirilecektir.  

Üniversite öğretimi için harç alınmayacaktır.

Eğitim imkanı bulamayan gençlerimiz başta vakıf yurtları olmak üzere tüm yurtlarda barınma imkanı sağlanacaktır. 

Orta ve yüksek öğretimin her aşamasında maddi imkânları yetersiz olan öğrencilere yardım edilecektir. Kamu ve özel vakıfların eğitim ve öğretime katkıları sağlanacaktır. Dar gelirli öğrencilerin asgari masrafları karşılanacaktır.  

Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim kurumlarının açılması serbest olacaktır.

Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlâk dersleri okutulması zorunlu olacaktır.

Zorunlu eğitim ve öğretim 4+4+3 şeklinde kademeli olacaktır.

Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır; yüksek öğretime geçişte fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır.

İmam hatiplerin orta kısımları yeniden açılacaktır.

Mesleki ve teknik eğitim ile çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.

Din eğitimi 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.

Kur’an kurslarının önündeki tüm engeller kaldırılacaktır.

Osmanlıca eğitimin her aşamasında seçmeli ders olacaktır.

Devlet ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak ve denetlemekle yükümlü olacaktır.

Katsayı zulmü kaldırılacaktır.

Üniversitelerin asli görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı oluşturulacaktır. Üniversitelerin hizmetlerini verimli bir şekilde yerine getirmeleri için ilave kaynaklar bulunacaktır. Üniversite – sanayi işbirliğini artırmak ve üniversitelerin bilgi ve teknoloji üretmeleri amacıyla köklü bir yüksek öğretim reformu yapılacaktır. Bu reformda akademik unvan kazanmak ve kadrolara geçmek tümü ile objektif kurallara bağlanacaktır.

Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek öğretime ilişkin planlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü olacaktır.

YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, üyeleri TBMM tarafından seçilecek, bir üst kurul oluşturulacaktır. Üniversite yönetiminde sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine de yer verecek düzenlemeler yapılacaktır.

Öğrenimin her kademesinde öğrenim giderlerini karşılayamayan öğrencilerin öğrenim giderleri, sosyal güvenlik kurumunca karşılanacaktır.

Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek ve desteklenecektir.

Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır. Üniversitelerde şehir halkının isteği üzerine halka açık kurslar düzenlenecektir.

9-   Kültür

Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, Türkiye’nin tam demokratikleşmesini, insan hakları ve özgürlüklere dayalı bir sistemin tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.

Her türlü kültür ve sanat faaliyeti, ifade özgürlüğü çerçevesinde serbest olacaktır. Devlet kültür ve sanat üretmeyecek. Kültür ve sanat faaliyetleri, tamamen bireylere ve sivil topluma ait alan olarak kamusal koruma altında olacaktır. Devlet kültür ve sanat faaliyetlerinin icra edileceği mekanlar yapacak ve halkın hizmetine hazır hale getirecektir. Milli ve manevi değerlerimizin korunması ve tanıtılmasında yerel yönetimler aktif rol alacaktır.

İnsanlığın ortak değeri olan kültür mirasının korunması için titiz davranılacaktır. Tarihi eserler ve kültürel varlıklarımız korunacaktır.

Aile bütünlüğünü bozacak, gayri meşru ilişkileri özendirecek diziler ve reklam filmlerinin yayınlanması engellenecektir.

10- Turizm

Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihi ve kültürel mirasını tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin gelişmesine hizmet etmek için turizm faaliyetlerinin serbest piyasa kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Kardeş Müslüman ülkelerin halklarının Türkiye’yi ziyaretleri özendirilecektir.

Önemli turizm merkezlerimiz için turizm ve tanıtma stratejileri geliştirilecek ve ülkemizin tanıtılmasına özen gösterilecektir. Turizm kitlesel deniz turizmi ve yeme-içme turizminden kurtarılacak; tarihi ve doğal varlıklarımızın tanıtılmasına önem verilecektir. Ülkemizin doğal güzelliklerinin tahrip edilmesi engellenecektir.

11. Çalışma Hayatı

Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların korunması ve verimlilik esas olmalıdır.

İşyeri çalışma koşullarının ve ücretlerin uluslararası normlara, sağlıklı yaşama koşullarına sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.

İşçi, memur ve emekliye %50 zam yapılacaktır.

Saadet Partisi iktidarında iş barışı sağlanacak ve asgari ücretten vergi alınmayacaktır.

İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, adil ve uygun çalışma koşullarına sahip olacaktır; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacaktır. İş hayatında karşılaşılacak ayrımcılık ve mağdur edici davranışlar engellenecektir.

Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında da çağın çok gerisinde uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet, güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.

Türkiye’de klasik sendikacılık yeniden gözden geçirilecek, sendikaların iş yerinde üretim artırmada aktif katkıda bulunmaları sağlanacaktır. Sendikaların işçiyi eğiten, işverene yardımcı olan ve üyelerinin sorunlarının çözümünde aktif rol oynayan kurumlar haline getirilmesinde sendika yöneticileriyle ortak stratejiler geliştirilecektir. Sendikalar, çatışma aracı değil, dayanışma ve yardımlaşmayı artıran kurumlar haline getirilecektir.

Çalışma hayatı ile ilgili olarak, iş kanunu, iş güvencesi, toplu sözleşme ve sendikalara ilişkin yasalar ILO standartlarına göre yeniden düzenlenecektir. Çalışma hayatında kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve suiistimale açık gruplar için özel tedbirler alınacaktır. Hizmet satın alma yoluyla çalıştırılanların ve tarımda mevsimlik işçilerin çalışma şartları, sosyal güvenlikleri yeniden gözden geçirilecek, sendikal haklar konusunda diğer sektörlerde çalışanlarla eşit imkân sağlanacaktır. 

12- Engellilerin Önündeki Engellerin Kaldırılması

Milli Görüş iktidarında engellilerin karşılaştığı engellerin kaldırılması için aşağıdaki önlemler alınacaktır.

Engellileri mağdur eden ve halen yürürlükte bulunan rapor yönetmeliği değiştirilerek, engellilerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden düzenlenecektir.

İstihdam imkânları artırılacak, kamuda açık kontenjanlar doldurulacaktır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ilgili maddesine göre dolu memur kadro sayılarının yüzde 3′ü oranındaki kadroyu özürlü memur istihdamına tahsis edilecek ve ihtiyaca göre bu oran artırılacaktır. Ayrıca özel sektörün daha fazla engelli istihdam etmesi teşvik edilecektir. Engellilerin istihdamında devlet, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyon sağlanacaktır.

Engelliler için yeni sınav sistemi geliştirilerek, engelliler arasındaki adaletsizlik ortadan kaldırılacaktır.

Evde bakım hizmeti verenler için sosyal güvence uygulaması geliştirilerek sürdürülecektir.

Engellilerin sosyal hayatın her aşamasında aktif rol almalarını sağlayacak altyapı imkânları geliştirilecek ve engelli sporcuları teşvik için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

 “Engelliler İçin Engelsiz Türkiye” gerçekleştirilecektir.

13. Sosyal Güvenlik

Anayasamızın 2. Maddesinde; Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz “sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlanmıştır.

 Yine Anayasanın 5. Maddesinde, devletin temel amaç ve görevleri belirtilirken, “…kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. hükmü yer almaktadır.

Devletlerin temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve insanca yaşama imkânlarının elde edilir olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin temini de devletin asli görevleri arasındadır.

Bunun yanında, bireysel anlamda yapılan yardımlaşma dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok geniş bir sivil alan vardır. İnsanlar gerek dernek kurarak gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal güvenlik hizmetine katılmalıdırlar.

Saadet Partisi iktidarında, bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının sosyal güvenliğe katkı yapmalarının önündeki engeller kaldırılacaktır.

Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır. Bu haklar devletin güvencesi altına alınacaktır.

Sosyal güvenlik alanlarında ve eğitimin her kademesinde sosyal güvenlikten yararlanmak için, kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese, doğrudan destek sağlanacaktır.

Kişilerin emeklilik sigortası ile arasında yapacağı serbest sözleşmeyle emeklilik yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Saadet Partisi iktidarında TC nüfus cüzdanını taşıyan herkes sigorta primi ödemeden doğumundan ölümüne kadar sigortalı sayılacaktır. Hem çalışandan hem de işverenden pirim alınmayacaktır. Devlet zaten üretilen hâsıladan vergi almaktadır. Vergi alan devlet, bireyin hem hukuki hem de sosyal güvenliğini sağlamak zorundadır. Hiç kimse aç, işsiz ve açıkta bırakılmayacaktır.

Emeklilik için prim ve yaş çelişkisi giderilecektir.

14. Sağlık

Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur; sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir. Partimiz, bütün insanların sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlan­maları için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Beşikten mezara kadar herkes sigortalı olacağı için yeşil karta ve herhangi bir ek ödemeye gerek kalmadan ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanacaktır.

Tedavi edici hizmetlerin arzı sağlık işletmeleri tarafından yapılacaktır. Kamu hastanelerinde hizmet verimi artırılacak ve kalitesi yükseltilecektir.  Özel sektör ve vakıfların sağlık yatırımları yapmaları teşvik edilecek ve rekabet artırılarak tekelleşme önlenecektir.

Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu bakımından uygulayıcı değil, politikalar geliştiren, planlamalar yapan, standart koyan ve denetleyen bir fonksiyon icra edecektir. Bakanlık sadece özel sektör, vakıf ve yerel yönetimlerce sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti götürmekle yükümlü olacaktır.

Trafik kazalarının ve iş kazalarının nispeten çok görüldüğü ülkemizde kademeli travma merkezleri ağı kurulacak ve acil vakalara kaza yerinde müdahale edecek ekipler ve ulaşım/taşıma araçları yeterli hale getirilecektir. Türkiyenin her tarafını kapsayacak ambulans helikopter ağı kurulacaktır.

Koruyucu sağlık hizmetleri politikamız köklü bir şekilde yenilenecek; bu hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir.

15. Aile

Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı vardır. Evlilik akti ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası ile yapılır.

Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur; ailenin, toplum ve devlet tarafından korunma hakkı vardır.

Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili olan kurumdur. Ailenin korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesi tüm kurum ve kuruluşların görevidir.

Bu nedenle partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda evlilik ve aile kurumu her yönü ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.

Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Modern insanın birey olarak temayüz etmesi, toplumsal ilişkilere olumlu katkılarda bulunmuştur ama aileyi tehdit eder sonuçlar doğurmuştur.

Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sıkıntılarından biri, ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda kalması, güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği, ruhsal rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı gibi sorunlardır.

Hiç kuşku yok ki, batılı ülkelerden farklı olarak, Türkiye’de aileyi tehdit eden en önemli sorun, işsizlik ve yoksulluktur.

Partimiz, uygulayacağı ekonomik politikalarla reel sektöre ve istihdama önem vererek işsizlik sorununu azaltırken, uygulayacağı sosyal politikalarla da yoksullukla mücadele edecektir.

39

Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri yapacaktır.

Aile, gelecek neslin yetiştiği ve eğitildiği bir ortam haline getirilecektir. Geleceğin teminatı olan çocuklar ilk olarak, aile ortamında toplumun değer ölçüleri ve dünya görüşü ile ilk tanıştığı ortam haline getirilecektir. Medya ve diğer iletişim araçları ile sürekli aile eğitimi sağlanacak ve aile kurumunu tahrip eden yayınlar engellenecektir.

Dar gelirli aile fertlerinin eğitimi desteklenecek ve okuyan çocuklara burs sağlanacaktır. Aile danışma merkezleri kurulacak, bu merkezler aile bireylerinin psikolojik sorunlarının çözümünde aktif rol oynayacaklardır. İnternet kahveleri birer eğitim ve bilgi edinme mekânları haline getirilecektir.

Evlilik teşvik edilecek; evlenecek yaşa gelenlere devlet desteği sağlanacak, ayrıca talep halinde faizsiz evlenme kredisi verilecektir böylece evlenecek eşlere, aile hayatının mutlu ve huzurlu olacakları ortam hazırlanacaktır.

 Aile birliğinde sevgi ve dayanışma bilincinin gelişmesini sağlayacak ahlâki ve manevi değerlere medyada “Aile Eğitimi Programları” adı altında yer verilecektir. Aile okulları açılarak ailede şiddet oluşmadan önüne geçilmesi sağlanacaktır.

Devlet bütçesi, ihtiyaç sahiplerine her türlü sosyal yardımı sağlayacak şekilde planlanacaktır. Devlet aile kurumunun geliştirilmesini milli bir görev olarak benimseyecektir.

Beşeri saadetin temelini teşkil eden ailede, hanım ve çocukların taşıdıkları büyük önem dolayısıyla, ülkemizde halkımızın huzur ve saadetini temin ve korumak için konunun büyük önemine binaen tıpkı Milli Güvenlik Kurulu gibi bir “Aile, Çocuk ve Kadınları Koruma Yüksek Kurulu”  kurulacaktır. Bu kurul vasıtasıyla ailenin korunması ile ilgili konuların takibi, hizmetlerin tanzimi ve tahribatın önlenmesi için gerekli kararların alınması ve tavsiyelerin yapılması suretiyle, bu yoldaki çalışmaları teklif, tavsiye ve tenkitten ibaret bırakmayıp, ciddi ve icraî yetkilerle donatılacaktır. Aile kurumunu desteklemek ve güçlendirmek amacıyla “Milli Aile Stratejisi geliştirilecektir. Huzur ve mutluluk sağlayan aile yapısından mahrum olan bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.  

Sokak çocukları ülkemizin en büyük sorunu ve ayıplarından biridir; ülkenin bu ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.

Yaşlılara daha iyi bir yaşama imkânları sağlanacak ve yaşlılara bakım evleri vakıf statüsüyle geliştirilecektir. Bakım evleri her çeşit sağlık ve rahat yaşama imkânlarıyla donatılacaktır.

16- Gençlik ve Spor

Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlaklı, bilgili ve sağlıklı yetişmesi ve hayata hazırlanması için bütün kurum ve kuruluşlar hizmet vereceklerdir. Gençliğin milli ve manevi değerlere bağlı olarak yetiştirilmesinde vakıf ve sivil kurumların da aktif rol almalarına ortam hazırlanacaktır.

Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda imkânsızlıklar nedeniyle eğitimden yoksun hiçbir genç kalmayacaktır. Okumak isteyen her gence eğitim ve öğretim imkânı sağlanacaktır.

Saadet Partisi, gençliği ülkenin en önemli zenginliklerinden biri olarak görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmektedir.

Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de istemedikleri birtakım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol, çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve uyarıcılar, kumar, pornografi vs. nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli bütün önlemler alınacaktır.

Genç nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun yaygınlaşması için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren başta spor kulüpleri olmak üzere kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir. Geleneksel sporlarımızın ihya edilmesi için ulusal ve uluslararası organizasyonlar desteklenecektir.

Bireysel spor dalları desteklenecektir. Bireysel sporda dereceye girenlere tatmin edici ödüller verilecektir.

17- Yurt Dışında Bulunan Vatandaşlar

Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmanın haklı onurunu tüm insanlarımız gibi yurtdışındaki insanlarımıza da sağlayacaktır.

Yurt dışında temsilcilikler açarak oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacaktır.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde TC büyükelçilikleri ve temsilcilikleri aktif rol oynayacaktır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın dini ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik kurdukları dernek ve vakıflar desteklenecektir. 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır. Her Türk vatandaşı dünyanın neresinde olursa olsun, elçilikler ve temsilciliklere gelerek oyunu kullanmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

18. Kentlerde ve Kırsal Yörelerde Konut Sorunu

Toplu konut yapımı gözden geçirilecek ve aksamalar giderilecektir. Kentsel alanlarda yeni arsa üretimine ağırlık verilecektir. 

Kırsal alanlarda ihtiyaca uygun konut ve diğer hayvan barınaklarının edinmesine yönelik milli bir strateji geliştirilecektir. Kırsal yörelerde yapılacak konut ve barınaklardan ayrıca harç alınmayacaktır. Kırsal yörelerde yapılacak yapıların inşasında her çeşit kolaylık sağlanacak ve desteklenecektir. Yapı alanı ihtiyaçlara göre belirlenecektir. 

19. Çevre

Yeryüzü, bize atalarımızdan kalan bir miras değil, torunlarımızın bize emanetidir. Bu nedenle Saadet Partisi iktidarında çevrenin korunmasına önem verilecek ve halkın çevreyi koruma bilinci geliştirilecek ve çevreyi koruma amacıyla kurulan kuruluşlar desteklenecektir.

Özenli bir planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna, özellikle de doğal eko sistemleri korunacaktır.

Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır.

Çevre tahrip edilmeden sürdürülebilir bir kalkınma, partimizin başlıca hedeflerinden biridir.

Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi, insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre politikaları geliştirecektir. Bu politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır.

Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğine ve yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkân sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

D) ADİL “YENI BIR DÜNYA” NASIL KURULACAK?

1. Dış Politikamız Yeniden Düzenlenecektir

20. yüzyılda sömürü, gerginlik, çatışma ve savaşlar dolayısıyla insanlık büyük acılar çekti, büyük bedeller ödedi. Sovyetlerin dağılması ve soğuk savaşın bitmesinin dünyada estirdiği umut rüzgârları kısa sürdü. Kısa sürede anlaşıldı ki küreselleşme, demokrasi, insan hakları ve refahın yaygınlaşması gibi sözler tamamen boş laflardan ibaretmiş. Küreselleşme şarkılarını söyleyenler için her şey toz pembe, ama aynı şarkıyı dinlemesi istenenler için tam tersi bir tablo var; borçlanma, dayanılmaz sömürü, aşırı yoksulluk ve sefalet, manevi yozlaşma, giderek kritik hal alarak yaşamı tehdit eden ekolojik tahribat.

Sayıları giderek artan yoksul ülkeler 1980′de dünya nüfusunun % 36′sını oluşturuyor ve dünya gelirinden % 6,5 gibi bir pay alıyorlardı.

Bugün dünya nüfusunun yaklaşık % 50’sini oluşturan çok yoksul ülkelerin dünya gelirinden aldıkları pay giderek azalmaktadır. Oysa dünya nüfusunun % 15′ini oluşturan zengin ülkeler, dünya gelirinin % 80′ininden fazlasını alıyorlar. Dünyanın en zengin 200 kişisinin serveti en yoksul 2,5 milyar insanın gelirinden fazla, 89 ülke 10 yıl öncesine göre daha yoksul. Yaklaşık 1 milyar insan işsiz. Dünyada 2 milyar insan açlık sınırının altında yaşıyor.

Günümüzde dünyada 250 milyon insan mülteci statüsündedir. Mülteciliğin nedenleri olan yoksulluk, bölgesel savaşlar, etnik kıyımlar, halk düşmanı diktatör rejimlerin baskıları artarak devam ediyor.

Küreselleşme, spekülatif sermayenin serbest dolaşması için bütün engelleri kaldırırken emeğin serbest dolaşımının önlenmesi için kararlar alınıyor, yasalar çıkarılıyor. Küreselleşme rantiyenin lehine, fakat yoksul kitlelerin aleyhine çalışan tek yönlü bir turnike gibi işliyor. Finans kapitalistlerinin sembolik değerler üzerindeki karları sürekli artarken dünyada yoksullaşma süreci hızlanmaktadır. Mevcut dünya düzeni sorun çözmüyor ve sorun üretiyor.

Suç örgütleri, terör, insan ticareti, uyuşturucu, çocuk istismarı, fuhuş, salgın ve bulaşıcı hastalıklar, organ ticareti, yetersiz beslenme, temiz su bulamama, eğitimsizlik….

İşte modern dünyanın görünümü, ‘çağdaş’ uygarlıktan sefalet manzaraları!

Hiç kimse böyle bir dünyanın bütün insanlar için yaşanabilir olduğunu söyleyemez, hiç kimse bu uluslararası ilişkilerin adil olduğunu iddia edemez.

Kutsanan serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmin bugün uygulanan şekli dünyanın büyük bölümü için acılardan başka bir şey getirmiyor. Üstüne üstlük medeniyetler çatışması tezleri ile kutuplaştırılmaya çalışılan insanlık karşısında kışkırtılan Batı Medeniyetinin ürünü terör dünya ölçeğinde dehşet saçmaya devam ediyor.

Dünya egemenleri de sözde “insan hakları, serbest piyasa ekonomisi ve liberal demokrasi” az gelişmiş ülkelere götürme iddiasındadırlar. Ancak yaptıkları tek şey, terörle mücadele adı altında, o bildik ‘kurtarma’ söylemi ile savaşları yaymak ve silah ticaretinden elde ettikleri gelirleri artırmaktır.

Bugün “tarihin sonu” ve “küreselleşme” söylemi ile yaygınlaştırılan ekonomik, toplumsal ve siyasi ilişkiler biçimini artık doğanın ve insanın taşıması mümkün değildir.

Bu nedenle insanı merkeze alan ve yeryüzünün imar ve ıslahını gaye edinen adil “Yeni Bir Dünya’nın” kurulma zamanı gelmiştir. Mevcut dünya düzeni sorun çözme yeteneğini kaybetmiştir. Irkçı-tekelci sömürgeci mantığıyla kurulan mevcut dünya düzeni sürekli sorun üretmektedir.

Saadet Partisi olarak “Yeni Bir Dünya”nın ve uygarlığın şu temel esaslar üzerine kurulması gerektiğini söylüyoruz.

  • Savaş değil barış,
  • Çatışma değil diyalog,
  • Sömürü değil işbirliği,
  • Çifte standart değil adalet,
  • Tekebbür değil eşitlik,
  • Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi

esaslarına dayalı adil “Yeni Bir Dünyanın” inşası temel hedefimizdir. Saadet Partisi, uluslararası İlişkilerde “SAHSIYETLİ BİR DIŞ POLİTİKA’ yı izlemeyi esas alacaktır.

 

2.  Yeni Bir Dünyanın Kurumsal Yapısı

Bizim kuracağımız “Yeni Bir Dünya” aşağıda belirtilen kurumsal yapıya sahip olacaktır.

  • Küresel düzeyde teknolojik iş birliği sağlayan kurumlar kurulacak ve teknoloji sömürüye değil beşeriyetin refahına hizmet edecektir.
  • Yeni bir para birimine geçilecek. Bu paranın karşılığı net belirlenecektir. İnsanlık karşılığı net belli olmayan dolarla sömürülmekten kurtarılacaktır.
  • Küresel düzeyde işbirliği ve dayanışmayı sağlayacak yeni bir dünya bankası kurulacaktır. Bu banka yoksulluk ve sefaletin sorun olmaktan çıkartılması için yeni projeler üretecektir.
  • Hak ve adalet merkezli yeni bir para fonu kurulacaktır. Bu fon sömürüyü kaldırmayı amaçlayacaktır. Zenginlerden yoksullara kaynak aktaracaktır.
  • Kurulacak küresel kültür teşkilatı, hukukun üstünlüğünü ve paylaşımda adaletin önemini sağlayan değerlerin yaygınlaşmasına ortam hazırlayacaktır.
  • Kürsel düzeyde doğru bilgi ve haberlerin yayılmasını sağlayacak medya kuruluşları oluşturulacaktır.
  • Yeni Dünya Düzeni kadın haklarının korumasını sağlayacak kurumların kurulmasını öngörmektedir. Bu kurumlar kadın haklarının ve aile kurumunun korunmasına ortam hazırlayacaktır.
  • Yeni Dünya Düzeni küresel entegrasyonu sağlayacaktır. D8 Teşkilatı yakın gelecekte bütün Müslüman ülkelerin katıldığı D60 Teşkilatı haline getirilecektir. İleride bütün mazlum milletlerin katılmasıyla D160 kurulacak, hak ve adalete dayanan küresel kapsamlı bir entegrasyon sağlanacaktır. Böylece dünyada başta emek olmak üzere sermaye, teknoloji, mal ve hizmet akımı serbest olacaktır. Bu dünyada kimseye zulüm edilmeyecektir. Dünya kaynaklarının adil paylaşımına ortam hazırlanacaktır.

 

Saadet Partisi bu esaslara dayanan “Yeni Bir Dünya”nın kurulabileceğine inanmaktadır. Böyle bir dünyanın kurulmasında Türkiye çok önemli roller alacaktır. Aslında tarihsel, kültürel mirası ve stratejik coğrafyası Türkiye’ye böyle bir görev de yüklemektedir.

 Saadet Partisi bu esaslara dayanan yeni bir dünyanın kurulabileceğine inanmakta ve bunu amaçlamaktadır.

Türkiye’nin soğuk savaş döneminden kalan düşük profilli dış politika geleneği ile bu rolleri üstlenmesi şöyle dursun, kendi bütünlüğünü ve sınırlarını bile koruması mümkün değildir. Çünkü yıllardan beri ülkemizde dış güdümlü bir dış politika stratejisi izlenmektedir.

Türkiye, geliştireceği esnek ve çok yönlü stratejilerle, kendi jeo-politik imkânlarını uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanabilir. Türkiye, tarihi birikimi, coğrafik konumu ve kültürel müktesebatıyla uyumlu bir dış politika uygulayamıyor. Bu coğrafya Türkiye’nin büyük devlet rolü oynamasını gerekli kılmaktadır. Uydu dış politika izleyen bir devlet bu coğrafyada birlik ve bütünlüğünü koruyamaz ve ulusal bağımsızlığını sürekli kılamaz.

Unutulmamalıdır ki soğuk savaş döneminde Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetler Birliği’nin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin bölgedeki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini kendi çıkarları için zararlı görmektedir.

Ayrıca, dünyanın değişik bölgelerinde yakın tarihlerde yaşanan krizler göstermiştir ki uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir. Yine Bosna-Hersek, Çeçenistan, Doğu Türkistan ve Filistin’de gördük ki, “Evrensel İnsani Değerler” bazılarının gözünde birinci derecede önemli değildirler.

Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası dengeleri ve kendi konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumumuzun yeniden değerlendirilmesi, ülke içi toplumsal, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır.

Kendi milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak ve kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Türkiye ülke içindeki kutuplaşmaların üzerine kurulu olan tutucu statükoyu pekiştirerek bir yere ulaşamaz. Türkiye’nin bütünlüğünü koruyarak dünya barışına katkıda bulunabilmesinin asgari şartı, ülkenin dinamiklerini ortaya çıkaracak bir düşünce ve inancı ifade özgürlüğü ortamında demokratikleşmesini sağlamasıdır. Kendi ayakları üzerinde duran gelişmiş bir ekonomi tesisi de hayati öneme sahiptir.

Saadet Partisi iktidarında, Türkiye’nin çok yönlü uluslararası ilişkileri, bu sayılan ilkeler çerçevesinde yürütülecektir. Başta komşularımız olmak üzere Türk ve İslam dünyası ile olan ilişkilerimize özel bir önem verilecektir. Çin Seddi’nden Atlas Okyanusuna kadar uzanan İslam coğrafyasında mal, sermaye, emek, bilgi ve teknoloji akışı serbest hale getirilecektir. 

Saadet Partisi, Türkiye’nin dış politikasının nasıl olacağı ayrıntılı bir şekilde yazılmıştır. Seçim Beyannamesi’nde önemi ve önceliği nedeniyle aşağıdaki konuların altını çizmeyi ayrıca yararlı buluyoruz.

  • Saadet Partisi, Avrupa Birliği’ni bir modernleşme projesi olarak görmemektedir. Yıllardır kapıda bekletilerek hakaretlere maruz kalmamızın yanında, bizi kendi kimliğimizden uzaklaştıracak, bağımsızlığımızdan vazgeçirecek, İslam ülkeleri ile bağlarımızı kesecek, ekonomik yönden esaret altına alacak, her konuda inisiyatifi bütünü ile Brüksel’e devredecek ve bölünmeye götürecek AB üyeliğinden vazgeçilecektir.
  • AB ile eşit şartlarda ikili ilişkiler içinde olmanın doğru olduğu kanaatindeyiz.
  • AB, Türkiye’nin stratejik yönelişlerinden sadece bir tanesidir. Saadet Partisi, kendi inanç, kültürel kimlik ve değerlerini koruyacaktır. Komşuları, Türk ve İslam dünyası ile ilişkilerini koruyup geliştirecektir.
    • Avrupa Birliği menfaat çatışması anlayışına göre oluşturulmuş olan bir entegrasyon hareketi olduğu için bir çok sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Küresel düzeyde tekelci konumunu korumaya yönelik girişimleri sürdürmektedir. Bu nedenle adil bir entegrasyon girişimi değildir. Saadet Partisi iktidarında menfaat paralelliğine dayanan ve yeryüzünün imar ve ıslahını amaçlayan adil “Yeni Bir Dünya”nın inşası amaçlanmaktadır. Bu yenidünya sömürü ve dayatmadan vazgeçen, paylaşımda adaleti esas alan bütün uluslara açık bir barış dünyası olacaktır.  
    • Filistin’de devam eden olaylar bölgemiz ve dünya barışı için tehlikeli boyutlara tırmanmıştır. Saadet Partisi, bu olayların temel nedeninin başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulamaması olduğunu düşünmektedir. Türkiye, İsrail Devleti’nin BM kararlarına uyması, hatta gerektiğinde uydurulması ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması için daha aktif rol oynamalıdır. AB ülkeleri İsrail’den çok bu hususta Türkiye ile işbirliği yapmalıdır. Çünkü Türkiye Orta Doğuda adil bir çözüm istemekte ve bölgemizde barışın hâkim olmasına çalışmaktadır.
    • ABD ile ilişkilerimizin barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde sürdürülmesinin; ABD’nin, 2001’den sonra oluşturduğu, bölge ve dünya barışını tehdit eden, yeni ‘Savunma Konsepti’nden vazgeçmesinin ve işgal ettiği topraklardan çekilmesinin gerekliliğine inanıyoruz.
    • Sovyetlerin dağılmasından beri savunma stratejisini değiştirerek İslam ülkelerine karşı düşmanca tavır sergileyen NATO üyeliğimiz gözden geçirilecektir.
    • Bölgemizde bir zulüm makinesine dönüşen, insan hakları ihlâlleri ve yayılmacı politikaları ile barışı tehdit eden İsrail’in haksızlıklarının önlenmesi, işgal ettiği topraklardan çekilmesi için her türlü çaba sarf edilecektir.
    • Başta petrol ve doğalgaz kaynakları olmak üzere, İslam ülkelerinin sahip olduğu tabii zenginliklerin çeşitli bahanelerle sömürülmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına özen gösterilecektir. Bu maksatla İslam ülkeleri arasında bir saldırmazlık ve savunma paktı oluşturulmasına öncelik verilecek, hangi bahaneyle olursa olsun, İslam ülkelerinin yabancı güçler tarafından işgaline duyarsız kalınmayacak; böyle bir teşebbüsün engellenmesi için her türlü çaba gösterilecektir.
    • Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEIB) ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri ile münasebetlerimizin geliştirilmesine azami gayret sarf edilecektir.
    • Ayni şekilde Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)’ya ayrı bir önem verilecek, bu ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, ekolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.
    • ABD’nin terörle mücadele bahanesi ile başlattığı operasyonlar bölgemizde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede ABD’nin Afganistan ve Irak’a yaptığı müdahale bölgemize barış getirmemiştir. ABD vakit kaybetmeden bu ülkelerden çekilmeli, yönetim halkın temsilcilerine bırakılmalıdır.
    • Batılı istihbarat teşkilatları bölgemizde planladıkları sabotaj ve terörü destekleme eylemlerinden vazgeçmelidirler. Müslümanlar barış ve adalete inanmaktadırlar. Onlar dış müdahale olmaz ise kendi sorunlarını kendileri çözeceklerdir.
    • Afganistan ve Irak savaşları terörü durdurmamıştır. Aksine kışkırtmıştır. Sömürgeci mantıkla terör önlenemez, artar.
    • 20. Yüzyılın başında İslam Dünyasını sömürgeleştiren Batı emperyalizmi, kendi çıkarlarına göre Müslüman ülkeleri parçalamışlar ve kendi çıkarlarına yöneticileri iş başına getirmişlerdir. Bu yöneticiler kendi halklarına her türlü baskı ve zulmü reva görmüşlerdir. Ülkelerin sömürgeciler tarafından talan edilmesine yardımcı olmuşlardır. 2011 yılı başından itibaren İslam coğrafyasında kitlelerin baskı ve dayatmaya karşı ayaklanmaları kendi ülkelerinde baskıcı yöneticilerin değişmesini istemişlerdir. Fakat Irkçı-Tekelci mihraklar halkın baskıya karşı direnişi kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirme gayreti içine girmişlerdi. Libya’da iç çatışmaya ortam hazırlamışlardır. Fransa’nın saldırısı sonrası devreye NATO girerek ülke tahrip edilmiştir.
    • Maalesef AKP iktidarı olup bitene seyirci kalmıştır, hatta önce savunduklarından dış baskının etkisiyle vazgeçmiştir.
    • İslam Konferansı Teşkilatı ve D–8 ülkeleri nezdinde dış müdahaleleri önleyici girişimde bulunmamıştır.
    • Türkiye’de Milli Görüş iktidarda olsaydı Batı emperyalizmi İslam Coğrafyasında bu denli tahribatı yapamazdı.
    • Kıbrıs’ta çözüm, Kıbrıslı Türklerin egemenliğini tanıyan ve güvenliğini garanti eden bir düzenleme ile mümkündür. Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin varlığı korunmalı ve Güneydeki Rum Devletiyle iyi ilişkileri geliştirilmelidir.
    • Saadet Partisi iktidarında D-8′ler canlandırılacaktır. D-8’in ikinci aşaması olan D–60 aşamasına geçilecek ve yakın bir gelecekte ise bütün mazlum milletlerin katılacağı D–160 kurularak barış ve adalete dayalı adil “Yeni Bir Dünya” kurulacaktır.

Saadet Partisi iktidarında hukukun üstünlüğü sağlanarak ve nimet-külfet paylaşımında adalet tesis edilerek “Türkiye Yaşanabilir bir Ülke” haline getirilecektir. Milli birlik ve dayanışma sağlanarak “Yeniden Büyük Türkiye” inşa edilecektir. İşte o zaman çağdaş emperyalist sömürgeci devletlerin elçileri Türkiye’nin iç işlerine karışmayacaktır. Türkiye gerçek anlamda bağımsız devlet haline gelecektir.

Türkiye, barış medeniyetinin yeniden kurulmasında öncü bir rol üstlenecektir. Türkiye tarihin akışının değiştirilmesinde adil “Yeni bir Dünyanın” kurulmasına öncülük edecektir.

SONUÇ

Aziz Milletimiz,

“Yaşanabilir Bir Türkiye”nin kurulması,

“Yeniden Büyük Türkiye”nin kurulması,

“Yeni Bir Dünya”nın kurulması,

için oyumuzu kendimize verelim.

Saadet Partisi, milletin aslıdır, özüdür, Milli Görüş’tür.

Saadet Partisine verdiğin oy, kendine verdiğin oydur.

“Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır”.

12 Haziran Bayramınız olsun, Saadet İktidarı Hayırlı Olsun…

Devamını Oku »

İşte Milletvekili adaylarımız …

 ILI SECIM
CEVRESİ
IL
SIRASI
ADI SOYADI
ADANA   1 YAKUP BUDAK
ADANA   2 TUNCAY ÖZGÜNEN
ADANA   3 MUHAMMET ÇELEBİ KEYHIDIR
ADANA   4 HASAN ŞAYBAK
ADANA   5 SÜLEYMAN ŞENOGUL
ADANA   6 MEHMET IŞIK
ADANA   7 ALAATTİN TEKİN
ADANA   8 İSMAİL AKTAŞ
ADANA   9 AYŞE TOPAL
ADANA   10 HACI VELİ TOPATAN
ADANA   11 ZEKİ KAYAK
ADANA   12 ŞULE TIRAŞ
ADANA   13 MEHMET DEMİR
ADANA   14 CENGİZ KAYADAN
ADIYAMAN   1 MEHMET FATİH ÇİÇEK
ADIYAMAN   2 CEMAL KILAVUZ
ADIYAMAN   3 MEVLÜT MAHİR DÜRÜST
ADIYAMAN   4 AYŞE ÖTELEŞ
ADIYAMAN   5 YUNUS ÇAKILKAYA
AFYON   1 İSMAİL YALÇINKAYA
AFYON   2 ALİ AYGÜN
AFYON   3 ÖMER DEMİRSOY
AFYON   4 DOĞAN BULDUK
AFYON   5 AHMET ÖZTÜRKAVCI
AĞRI   1 ABDULAZİZ YILDIZ
AĞRI   2 TURAN ÖĞÜRTAY
AĞRI   3 SÜLEYMAN ERİM
AĞRI   4 MİTHAT YILDIZ
AKSARAY   1 LEVENT SERDAR ŞAHİN
AKSARAY   2 KAZIM SERKAN ŞİMŞEK
AKSARAY   3 İSMAİL YILMAZ
AMASYA   1 MAHMUT YÜCEL
AMASYA   2 MUSTAFA ÜSTÜN
AMASYA   3 MURAT DANIŞKAN
ANKARA 1 1 OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN
ANKARA 1 2 MUSA OKÇU
ANKARA 1 3 MEHMET EMİN EROL
ANKARA 1 4 HAMDİ KONUK
ANKARA 1 5 ERHAN ALBAYRAK
ANKARA 1 6 ORHAN TATLI
ANKARA 1 7 İSRAFİL BAYRAKÇI
ANKARA 1 8 ALİ GÜLHAN
ANKARA 1 9 ŞÜKRÜ OKUR
ANKARA 1 10 HÜSEYİN ERDEM
ANKARA 1 11 FATİH KIRAÇ
ANKARA 1 12 SABRİ BAYRAKTAR
ANKARA 1 13 BÜLENT HÜSEYİN ÖZÇELİK
ANKARA 1 14 AHMET GENÇYİĞİT
ANKARA 1 15 MUSTAFA ERKALAN
ANKARA 1 16 BURHAN KIRMAN
ANKARA 2 1 İSMAİL İLHAN SUNGUR
ANKARA 2 2 İLYAS TONGÜÇ
ANKARA 2 3 ÖMER GÜNAYDIN
ANKARA 2 4 NAGİHAN ÇITAK
ANKARA 2 5 MUSTAFA GÜNGÖR
ANKARA 2 6 EROL ÖZTÜRK
ANKARA 2 7 REVİYYE ŞAHİDE AYGÜL
ANKARA 2 8 MUSTAFA ERKUT AŞAR
ANKARA 2 9 AYHAN ÇELİK
ANKARA 2 10 BURHAN GÜMRÜKÇÜ
ANKARA 2 11 İBRAHİM KARAYILAN
ANKARA 2 12 VEYSEL ÜZMEZ
ANKARA 2 13 NUREDDİN KAYA
ANKARA 2 14 ABDULLAH BAYRAKTAR
ANKARA 2 15 MEHMET SÜRER
ANTALYA   1 GALİP AKIN
ANTALYA   2 ABBAS ÇAĞLAR
ANTALYA   3 ZİYA ÇİMEN
ANTALYA   4 HASAN BURGAN
ANTALYA   5 FATMA ÖZKAYNAK
ANTALYA   6 OSMAN NURİ AÇIKGÖZ
ANTALYA   7 TUNCAY ÇAKIR
ANTALYA   8 NURİ KAPLAN
ANTALYA   9 MUHARREM KOÇAK
ANTALYA   10 SELAHATTİN BIÇAKCI
ANTALYA   11 MEHMET ALİ CAN
ANTALYA   12 ABDURRAHMAN TURAL
ANTALYA   13 FATİME ÜRAZ
ANTALYA   14 ERDAL GÜMÜŞ
ARDAHAN   1 MEVLÜT ÇALIŞKAN
ARDAHAN   2    
ARTVİN   1 GÜLTEKİN SOYDAN
ARTVİN   2 GÜRKAN BAĞDATLI
AYDIN   1 FÜSUN VAPUR KARASOY
AYDIN   2 MUSA MUÇA
AYDIN   3 ŞERAFETTİN AKYÜZ
AYDIN   4 HARUN BAYRAM
AYDIN   5 ŞÜKRÜ YOLCU
AYDIN   6 MEHMET PEÇEN
AYDIN   7 AYŞE DİNDAR
BALIKESİR   1 BAYRAM ALİ AYYILDIZ
BALIKESİR   2 MURAT SALİ
BALIKESİR   3 ÖMER TAŞKIN
BALIKESİR   4 ABDULLAH ÖZLEN
BALIKESİR   5 İSMAİL GÜGEN
BALIKESİR   6 MEHMET FİLİZ
BALIKESİR   7 ZÜLFER EROL
BALIKESİR   8 AHMET PINAR
BARTIN   1 MÜCAHİT ABDULLAH MEKEÇ
BARTIN   2 ÖMER KELEŞ
BATMAN   1 SALİH SEVİM
BATMAN   2 AHMET ÇİFTÇİ
BATMAN   3 MUSTAFA YILDIZ
BATMAN   4 İBRAHİM GÜNEŞ
BAYBURT   1 HACI MURAT KUMBASAR
BİLECİK   1 İBRAHİM MERAL
BİLECİK   2 TUGAY ORDU
BİNGÖL   1 MAHMUT AKÇABEY
BİNGÖL   2 SÜLEYMAN AYTUNÇ
BİNGÖL   3 NURETTİN ÇİFTÇİ
BİTLİS   1 ZİYA KALMACİ
BİTLİS   2 CAHİT ULUĞ
BİTLİS   3 BİLAL KAÇAR
BOLU   1 HAYRETTİN AYTAR
BOLU   2 İSMAİL YILDIRIM
BOLU   3 MUHAMMED YEKREK
BURDUR   1 MUSTAFA DÜZGÜN
BURDUR   2 RAMAZAN KAYABAŞ
BURDUR   3 HATİCE KAYA
BURSA   1 ŞEVKET KAZAN
BURSA   2 GÖKHAN GERÇEK
BURSA   3 SALİH BERBER
BURSA   4 RECEP AYGÜN
BURSA   5 HANDAN DEMİRTAŞ
BURSA   6 BURAK ÇELİK
BURSA   7 NEBİ YURTSEVER
BURSA   8 İBRAHİM AKBIYIK
BURSA   9 MEVLÜDE KURTULUŞ
BURSA   10 ERTAN SÜTÇÜ
BURSA   11 KADRİYE SAYIN
BURSA   12 NECMETTİN ÇAMLIDERE
BURSA   13 ERDOĞAN AYDIN
BURSA   14 NEŞE YILDIRIM
BURSA   15 ERHAN ŞEŞEN
BURSA   16 EBRU YETER
BURSA   17 RAMAZAN TEKİN
BURSA   18 SERKAN DEMİR
ÇANAKKALE   1 ŞABAN SARI
ÇANAKKALE   2 MUHARREM HOŞGÖR
ÇANAKKALE   3 YUSUF HURŞİTOĞLULLARI
ÇANAKKALE   4 MUSTAFA ALGÜL
ÇANKIRI   1 MEHMET ÜNVER
ÇANKIRI   2 VEHBİ AYDOĞAN
ÇORUM   1 ARİF ERSOY
ÇORUM   2 ADNAN CIDIK
ÇORUM   3 ALİ YAZICI
ÇORUM   4 İSMAİL SARIOĞLU
DENİZLİ   1 ALİ RIZA ALNIAK
DENİZLİ   2 BAYRAM ÜNNÜ
DENİZLİ   3 AHMET ERGUNT
DENİZLİ   4 CAĞFER AKINLI
DENİZLİ   5 SEBATİ ÖZER
DENİZLİ   6 SAİT ARI
DENİZLİ   7 KAMİL SELÇUK
DİYARBAKIR   1    
DİYARBAKIR   2    
DİYARBAKIR   3    
DİYARBAKIR   4    
DİYARBAKIR   5    
DİYARBAKIR   6    
DİYARBAKIR   7 MEHMET EMİN ALBAYRAK
DİYARBAKIR   8    
DİYARBAKIR   9    
DİYARBAKIR   10    
DİYARBAKIR   11    
DÜZCE   1    
DÜZCE   2    
DÜZCE   3 MURAT AŞIK
EDİRNE   1 ALİ ERHAN DEMİRKIRAN
EDİRNE   2 MUSTAFA KABAKÇILI
EDİRNE   3 SİNAN TEKİN
ELAZIĞ   1 LATİF ÖZTEK
ELAZIĞ   2 İBRAHİM ÖCAL
ELAZIĞ   3 İBRAHİM HACIBEKİROĞLU
ELAZIĞ   4 FİKRET UYMAZ
ELAZIĞ   5 MİNE KAYA
ERZİNCAN   1 DURSUN ŞİMŞEK
ERZİNCAN   2 FİKRET YILDIRIM
ERZURUM   1 ATİK AĞDAĞ
ERZURUM   2    
ERZURUM   3    
ERZURUM   4    
ERZURUM   5    
ERZURUM   6    
ESKİŞEHİR   1 FESİH BİNGÖL
ESKİŞEHİR   2 HAMDİ ÖZAYVAZ
ESKİŞEHİR   3 FEHİME SARAN
ESKİŞEHİR   4 MUHAMMET GÜNEY
ESKİŞEHİR   5 HALİT ÖZ
ESKİŞEHİR   6 ENSAR TUNA
GAZİANTEP   1 MEHMET KARALAR
GAZİANTEP   2 ŞÜKRÜ KOÇAK
GAZİANTEP   3 AHMET NECATİ SARI
GAZİANTEP   4 SERAP ERKAL
GAZİANTEP   5 ÖMER BALCI
GAZİANTEP   6 ALİ MULLAOĞLU
GAZİANTEP   7 ENVER POLAT
GAZİANTEP   8 MUSTAFA AKAR
GAZİANTEP   9 YAVUZ BATMAZ
GAZİANTEP   10 ABDULLAH ÖZTÜRK
GAZİANTEP   11 ÖMER KARABACAK
GAZİANTEP   12 İSRAFİL KILIÇ
GİRESUN   1 SÜLEYMAN TEKBAŞ
GİRESUN   2 ÖMER ÖZTÜRK
GİRESUN   3 DAVUT TEPEYURT
GİRESUN   4 MUSA ÇAKI
GÜMÜŞHANE   1 AKIN DEMİR
GÜMÜŞHANE   2 YALÇIN SEVİNÇ
HAKKARİ   1 HABİP ÇİFTÇİ
HAKKARİ   2 CUMA ÇİFTÇİ
HAKKARİ   3 MURAT ÇİFTÇİ
HATAY   1 NECMETTİN ÇALIŞKAN
HATAY   2 MEHMET AYAZ
HATAY   3    
HATAY   4 ATİLA EROL
HATAY   5 RAMAZAN ÖKSÜZ
HATAY   6 AHMET NEBİH YÖNEY
HATAY   7 NİHAT YAZICI
HATAY   8 NECATİ BÖRKLÜ
HATAY   9 SELAMİ ÇEKİÇ
HATAY   10 FAHRİ SERDAR ÖZAL
IĞDIR   1 NADİR AKAR
IĞDIR   2 SABRİ DOĞRU
ISPARTA   1 ABDULBAKİ ÖZYURT
ISPARTA   2 DİNÇER DEMİREZEN
ISPARTA   3 HÜSEYİN YILDIZHAN
ISPARTA   4 ADEM OFLAZ
İSTANBUL 1 1 İSMAİL MÜFTÜOĞLU
İSTANBUL 1 2 SELMAN ESMERER
İSTANBUL 1 3 ABDULLAH SEVİM
İSTANBUL 1 4 YILMAZ BAYAT
İSTANBUL 1 5 FATMA NEVİN GÖKÇE
İSTANBUL 1 6 HALİL İBRAHİM ARIKAN
İSTANBUL 1 7 ZEKAYİ DOĞAN
İSTANBUL 1 8 ERDAL UÇAR
İSTANBUL 1 9 YUSUF YÜKSEL
İSTANBUL 1 10 ALİ HAYDAR HAKSAL
İSTANBUL 1 11 ABDULKADİR ARSLAN
İSTANBUL 1 12 HAMİ AYDOGAN
İSTANBUL 1 13 AHMET KÖKLER
İSTANBUL 1 14 KADİR İBRAHİM SARAÇBAŞI
İSTANBUL 1 15 MEHMET BELEN
İSTANBUL 1 16 EFRAİL OZAN
İSTANBUL 1 17 TUFAN EMİRÇUPANİ
İSTANBUL 1 18 RECAİ DEMİRYÜREK
İSTANBUL 1 19 HASAN KAHVECİ
İSTANBUL 1 20 FATMA ALKAN
İSTANBUL 1 21 ZAFER ÖZBEK
İSTANBUL 1 22 MUSTAFA ÖNÜGÖREN
İSTANBUL 1 23 MURAT KUTLU SEZEN
İSTANBUL 1 24 MEHMET ALİ ÖZGÜR
İSTANBUL 1 25 NEŞE SARAÇBAŞI
İSTANBUL 1 26 MAHMUT KILIÇ
İSTANBUL 1 27 AHMET KADIOĞLU
İSTANBUL 1 28 HAYRİ AYYILDIZ
İSTANBUL 1 29 DİCLE ŞİT
İSTANBUL 1 30 FAHRETTİN COŞKUN
İSTANBUL 2 1 MUSTAFA KAMALAK
İSTANBUL 2 2 TEMEL KARAMOLLAOĞLU
İSTANBUL 2 3 LÜTFİ KİBİROĞLU
İSTANBUL 2 4 DURSUN ALİ DÜZENLİ
İSTANBUL 2 5 MUSTAFA KAYA
İSTANBUL 2 6 YAŞAR KANGEL
İSTANBUL 2 7 PAKİZE YÜZBAŞIOĞLU
İSTANBUL 2 8 HASAN AKPINAR
İSTANBUL 2 9 ABDULLAH DENİZ
İSTANBUL 2 10 EROL URHAN
İSTANBUL 2 11 HÜSEYİN BUNDAR
İSTANBUL 2 12 CENGİZ ERTEKİN
İSTANBUL 2 13 NECATİ ERMİŞ
İSTANBUL 2 14 MUSTAFA YAMAN
İSTANBUL 2 15 ZEYNEP ŞULE RIDVANOĞLU
İSTANBUL 2 16 EMRE USTAOSMANOĞLU
İSTANBUL 2 17 MAHMUT CELAL TERZİ
İSTANBUL 2 18 MUZAFFER ERCANLI
İSTANBUL 2 19 MUHAMMET HANEFİ ÇOLAK
İSTANBUL 2 20 NİHAT ŞADOĞLU
İSTANBUL 2 21 BURHAN SATIR
İSTANBUL 2 22 BİLAL AY
İSTANBUL 2 23 BURHAN AKAR
İSTANBUL 2 24 ÖZBAY YAĞMURKAYA
İSTANBUL 2 25 AHMET BALCI
İSTANBUL 2 26 ALİ CANDIR
İSTANBUL 2 27 İSLAM İNCE
İSTANBUL 3 1 HASAN BİTMEZ
İSTANBUL 3 2 ALİ İHSAN GÜNDOĞDU
İSTANBUL 3 3 ABDULKADİR ÇELEBİ
İSTANBUL 3 4 EBRAR BEZCİ
İSTANBUL 3 5 AHMET KÜÇÜKAĞA
İSTANBUL 3 6 CELAL USTACAN
İSTANBUL 3 7 OSMAN BAŞ
İSTANBUL 3 8 HÜSEYİN KAVLU
İSTANBUL 3 9 VELİ TUNÇ
İSTANBUL 3 10 BEŞİR İSTEMİ
İSTANBUL 3 11 RAMAZAN BOYALIK
İSTANBUL 3 12 SEBAHATTİN UÇAR
İSTANBUL 3 13 YUNUS AKSOY
İSTANBUL 3 14 HAYATİ GÜL
İSTANBUL 3 15 EMİNE ÖZTÜRK
İSTANBUL 3 16 ENDER ESİNER
İSTANBUL 3 17 ALİ KÜÇÜK
İSTANBUL 3 18 METİN ÖZTÜRK
İSTANBUL 3 19 ERDAL YILMAZ
İSTANBUL 3 20 ADEM ÇALIŞ
İSTANBUL 3 21 ERDİNÇ ADANIR
İSTANBUL 3 22 EBUBEKİR ERDURAN
İSTANBUL 3 23 ABDULLAH İLKADLI
İSTANBUL 3 24 MUHAMMET RESULOĞLU
İSTANBUL 3 25 TURGAY AKAR
İSTANBUL 3 26 MÜRSEL BAŞER
İSTANBUL 3 27 ADEM OKUTAN
İSTANBUL 3 28 EROL KARABULUT
İZMİR 1 1 ŞERAFETTİN KILIÇ
İZMİR 1 2 TURHAN TUTUMLU
İZMİR 1 3 BAYRAM AKGÜN
İZMİR 1 4 CEMAL ARIKAN
İZMİR 1 5 MUSTAFA ERDURAN
İZMİR 1 6 SELÇUK KAVUŞAN
İZMİR 1 7 ZEKERİYE HAZIRBULAN
İZMİR 1 8 RUMEYSA MERYEM ASLAN
İZMİR 1 9 MÜMİN BAŞTÜRK
İZMİR 1 10 MEHMET İNTAŞ
İZMİR 1 11 ATİLLA KORKMAZ
İZMİR 1 12 MUKADDER TEMUR
İZMİR 1 13 MUMİN GÜZEL
İZMİR 2 1 BAYRAM SAKARTEPE
İZMİR 2 2 MESUT DAĞ
İZMİR 2 3 VEDAT KOLUKISA
İZMİR 2 4 SUNA CANİTEZ
İZMİR 2 5 CENK KILIÇ
İZMİR 2 6 NACETTİN YOLCU
İZMİR 2 7 ORHAN HALICI
İZMİR 2 8 MUSTAFA ÖZÜDOĞRU
İZMİR 2 9 İBRAHİM ORAKCI
İZMİR 2 10 AHMET KORKMAZ
İZMİR 2 11 ORHAN YILDIRIM
İZMİR 2 12 CENGİZ UTKULU
İZMİR 2 13 AHYAN BİLGİ
KAHRAMANMARAŞ   1 CUMA TAHİROĞLU
KAHRAMANMARAŞ   2 ÖMER POLAT
KAHRAMANMARAŞ   3 MEHMET TAHİR GÖREN
KAHRAMANMARAŞ   4 EMİN ODABAŞI
KAHRAMANMARAŞ   5 SAMİ POLAT
KAHRAMANMARAŞ   6 VELİ KABAAĞAÇ
KAHRAMANMARAŞ   7 ALİ DORUK
KAHRAMANMARAŞ   8 TALİP GÜLBAY
KARABÜK   1 AZİZ GÜNDOĞDU
KARABÜK   2 FATMA GÜNEY
KARAMAN   1 ŞABAN ŞAHİN
KARAMAN   2 HÜSEYİN UĞUZ
KARS   1 YAŞAR CİMŞİT
KARS   2 MEVLÜT AYÇİÇEK
KARS   3 SÜLEYMAN TURAN
KASTAMONU   1 HALİM BALCI
KASTAMONU   2 HAMİT SERDAR YILMAZ
KASTAMONU   3 NİHAT YAZICIOĞLU
KAYSERİ   1 HAŞİM ÖZÇELİK
KAYSERİ   2 AHMET RECAİ TEKİN
KAYSERİ   3 DURAN SOYUĞUR
KAYSERİ   4 GÜZÜN YİĞİT
KAYSERİ   5 GÜNER ŞAHİN
KAYSERİ   6 İLLAS YILDIZ
KAYSERİ   7 MEHMET YAŞAR PAKÖZ
KAYSERİ   8 AHMET ULUSOY
KAYSERİ   9 AHMET FATİH KARAMAN
KIRIKKALE   1 FARUK VURGUN
KIRIKKALE   2 SELAMİ ÇAKIR
KIRIKKALE   3 RAMAZAN GÖZALAN
KIRKLARELİ   1 ÖZAY DİLBER
KIRKLARELİ   2 DİLEK GÜNDÜZ
KIRKLARELİ   3 FERİDUN MERCAN
KIRŞEHİR   1 NECİP YAVUZ
KIRŞEHİR   2 TURGAY TURGUT
KİLİS   1 FATİH KARAKURT
KİLİS   2 MEHMET YAŞAR CANBAL
KOCAELİ   1 BİROL AYDIN
KOCAELİ   2 AHMET KUL
KOCAELİ   3 SİNAN EJDEROĞLU
KOCAELİ   4 RUZİYE TAN
KOCAELİ   5 AHMET ÖZEN
KOCAELİ   6 MEHMET KAYMAK
KOCAELİ   7 ZAFER MUTLU
KOCAELİ   8 MUSTAFA SEZGİN
KOCAELİ   9 ORHAN GÖKMEN
KOCAELİ   10 İBRAHİM ALTAY
KOCAELİ   11 FATİH YILDIZ
KONYA   1 MUSTAFA ÖZKAFA
KONYA   2 TACETTİN ÇETİNKAYA
KONYA   3 MUSTAFA DERBENTLİ
KONYA   4 NECATİ EROĞLU
KONYA   5 ALİ MÜCEVHER
KONYA   6 ŞUAYİP KOÇAK
KONYA   7 İSMAİL AYDİLEK
KONYA   8 MAHMUT SAMİ BÜYÜKYILMAZ
KONYA   9 HÜSEYİN AKKAYA
KONYA   10 AHMET GÖNÇ
KONYA   11 HATİCE GERÇEKER
KONYA   12 HASAN HÜSEYİN UYAR
KONYA   13    
KONYA   14 RAUF BÜYÜKTERMİYECİ
KÜTAHYA   1 ALİ İHSAN OTURAK
KÜTAHYA   2 ALİ KEMAL DERİN
KÜTAHYA   3 HALİL HAMZAOĞLU
KÜTAHYA   4 MEHMET ÖZDEMİR
KÜTAHYA   5 ŞERİF AHMET GÜNEL
MALATYA   1 MEHMET KAYA ASİLTÜRK
MALATYA   2 MUSTAFA SERTKAYA
MALATYA   3 AHMET ŞAHİN
MALATYA   4 CUMALİ AKÇA
MALATYA   5 BAYRAM ORAL
MALATYA   6 BEHSAT KARAKAYA
MANİSA   1    
MANİSA   2    
MANİSA   3 MUSTAFA TOSUN
MANİSA   4 ADNAN YÜKALAN
MANİSA   5 SAMİ ÇELEN
MANİSA   6 MUHAMMED VEYSEL ÇİÇEK
MANİSA   7 HÜSEYİN ÖZTÜRK
MANİSA   8 ALİ BÜYÜKADALI
MANİSA   9 AHMET ÇAKIL
MANİSA   10 MURAT YAŞAR GÜNER
MARDİN   1    
MARDİN   2    
MARDİN   3    
MARDİN   4    
MARDİN   5    
MARDİN   6 AHMET İLETMİŞ
MERSİN   1 SONER ÇONTAR
MERSİN   2 SEZAİ İNCESU
MERSİN   3 HACİ GENÇ
MERSİN   4 FERHAN BEYAZ
MERSİN   5 METİN KIZILOK
MERSİN   6 FAİK AYTEN
MERSİN   7 HÜSAMETTİN ALINMIŞ
MERSİN   8 MÜNEVVER BEKAR
MERSİN   9 MEHMET YILMAZ
MERSİN   10 MEVLÜT KOÇ
MERSİN   11 MURAT SESKİN
MUĞLA   1 MUHAMMET LEVENT CENGİZ
MUĞLA   2 ÖMER ULUDAĞ
MUĞLA   3 CEBRAİL TÜMENCİ
MUĞLA   4 SALİHA GÜZEL
MUĞLA   5 AHMET ERGİN
MUĞLA   6 KEMAL TOSUN
MUŞ   1 MUHİTTİN AYTUNÇ
MUŞ   2 BAHATTİN DOST
MUŞ   3 MEHMET EMİN ŞENER
MUŞ   4 SADIK AYDIN
NEVŞEHİR   1 KENAN TETİK
NEVŞEHİR   2 OSMAN ARIKAN
NEVŞEHİR   3 CEMALETTİN ÖZDEMİR
NİĞDE   1 NİHAT ALTIPARMAK
NİĞDE   2 MAHMUT KARACA
NİĞDE   3 ABDÜLNAFİ YILMAZ
ORDU   1 ADEM SEVGİ
ORDU   2 VEYSEL İLHAN
ORDU   3 ADEM AKBULUT
ORDU   4 BELGİN TOK
ORDU   5 BİROL OCAK
ORDU   6 AHMET FİDAN
OSMANİYE   1 YÜKSEL ORMAN
OSMANİYE   2 ÖMER ÇİÇEK
OSMANİYE   3 OSMAN ONUR
OSMANİYE   4 HARUN KARABURÇ
RİZE   1 CEMİL ÇOLAK
RİZE   2 SAİT EKSİLMEZ
RİZE   3 BİLAL ÖZTÜRK
SAKARYA   1 İSMET AKSOY
SAKARYA   2 EYÜP YILDIRIM
SAKARYA   3 CEVAT SOY
SAKARYA   4 MURAT KOSOVA
SAKARYA   5 MUSTAFA BALKAYA
SAKARYA   6 ABİDİN BİRİNCİ
SAKARYA   7 ABDULLAH SATIR
SAMSUN   1 HASAN BAYRAM VAR
SAMSUN   2 ALİ OKUTAN
SAMSUN   3 SALİH ŞEN
SAMSUN   4 FAİK DÜNDAR
SAMSUN   5 SÜLEYMAN KARAGÖZ
SAMSUN   6 AYDIN HACIHÜSEYİNOĞLU
SAMSUN   7 NECATİ YUSUFOĞLU
SAMSUN   8 MUHARREM KAYAER
SAMSUN   9 DURSUN AĞCA
SİİRT   1 İDRİS YILDIZ
SİİRT   2    
SİİRT   3    
SİNOP   1 HÜSEYİN CAVİT ÜÇÜNCÜOĞLU
SİNOP   2 İSMAİL TEZİÇ
SİVAS   1 CEMİL LAÇİNER
SİVAS   2 SAMET SAMİ TEMEL
SİVAS   3 DURSUN COŞAR
SİVAS   4 OSMAN GÖNAY
SİVAS   5 İSMAİL YEŞİLDAĞ
ŞANLIURFA   1 HALİL ÇİFTÇİ
ŞANLIURFA   2 MEHMET EMİN ERDİMEZ
ŞANLIURFA   3 ALİ KAÇAN
ŞANLIURFA   4 HACI KARADAŞ
ŞANLIURFA   5 RAMAZAN ZEYDOĞLU
ŞANLIURFA   6 MEHMET HANİFİ ÇELİK
ŞANLIURFA   7 MEHMET TAŞÇI
ŞANLIURFA   8 MEHMET CENGİZ
ŞANLIURFA   9 FARUK ŞEYHANLI
ŞANLIURFA   10 SALİH ŞİPAK
ŞANLIURFA   11 HASAN ÇAVANA
ŞANLIURFA   12 MAHMUT APAYDIN
ŞIRNAK   1 RAZİ TATAR
ŞIRNAK   2 SAİT BİLİK
ŞIRNAK   3 AHMET ATAK
ŞIRNAK   4 AGİT ÖZDEN
TEKİRDAĞ   1 MUHAMMET YALÇIN
TEKİRDAĞ   2 BÜLENT ŞAHİN
TEKİRDAĞ   3 İBRAHİM GÜNDÜZ
TEKİRDAĞ   4 TANER DÜZYURT
TEKİRDAĞ   5    
TEKİRDAĞ   6 MUKADDER SEİS
TOKAT   1 MESUT DOĞAN
TOKAT   2 BİLAL METEHAN AYDIN
TOKAT   3 CEMAL GÜNGÖR
TOKAT   4 MUSTAFA ÖZDEMİR
TOKAT   5 GÖKHAN AYDIN
TRABZON   1 MUHİTTİN HAMDİ YILDIRIM
TRABZON   2 ÜMİT İSMAİLÇEBİOĞLU
TRABZON   3 NECATİ ERAYDIN
TRABZON   4 MUSTAFA YILMAZ
TRABZON   5 MEHMET UZ
TRABZON   6 MUSTAFA GÜNEY
TUNCELİ   1 SÜLEYMAN YILDIRIM
TUNCELİ   2 AZİME UZUN
UŞAK   1 YUNUZ ACAR
UŞAK   2 RAMAZAN ERYILMAZ
UŞAK   3 UĞUR TUNABOYLU
VAN   1 FETHULLAH ERBAŞ
VAN   2 FESİH MARAL
VAN   3 MEVLÜT GÜNDÜZ
VAN   4 MUHAMMET FEVZİ ARVAS
VAN   5 SİNAN YILDIRIM
VAN   6 MEMET SALİH AYTEN
VAN   7 ALİ DEMİR
VAN   8 MUSTAFA TERİM
YALOVA   1 MUSTAFA BALTA
YALOVA   2 DURSUN GÜLEÇ
YOZGAT   1 RAMAZAN YILDIZ
YOZGAT   2 ZÜLGARİ ATPINAR
YOZGAT   3 MEHMET DEMİREL
YOZGAT   4 HÜSNÜ ZEKİ
ZONGULDAK   1 ŞAHİN KALÇA
ZONGULDAK   2 UĞUR ÖZMEKİK
ZONGULDAK   3 BURAK EROL
ZONGULDAK   4 SALİH DÖNMEZ
ZONGULDAK   5 HANİFE AYDIN
Devamını Oku »

Birim toplantıları gerçekleştirildi

Eyüp Sultan’da Genel Başkanımız Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’la 3. Şahlanış’ın ve 2011 seçim  çalışmalarının startını veren Saadet Partisi İstanbul Gençliği son dönemlerin en kalabalık toplantılarını gerçekleştiriyor. 6 Aralık günü İstanbul’un tüm ilçelerinden gelen ilçe gençlik başkanı ve birim başkanları Saadet Partisi İstanbul İl binasında aylık mutad birim toplantılarını gerçekleştirdi. Birimlerin önümüzdeki 9 ay içerisinde Saadet Partisi’ni iktidar yapmak için tasarladığı yeni plan ve programlar üzerine yoğunlaştığı birim toplantılarının en önemli gündemi 2011 seçimleriydi.

Fotoğraflar: Cihat Uçar

Devamını Oku »

Erbakan’dan Kurban Mesajı

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan Kurban Bayramı tebriki.

Devamını Oku »

Erbakan, gençlerle buluştu

Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı İlyas Tongüç ve beraberindeki Şube Başkanlarını parti genel merkezinde kabul etti.

Bir ülkenin asıl gücünün tankı, topu ve ekonomik gücü ile değil milli ve manevi değerlere bağlı gençliği ile ölçülebileceğini belirten Erbakan, gençliğin önemine vurgu yaptı. AGD’nin milli ve manevi değerlere bağlı bir gençliğin yetişmesi için önemli bir görevi yerine getirdiğine dikkat çeken Erbakan, Tongüç’ten AGD’nin çalışmaları hakkında bilgi aldı. Kalabalık bir heyetle yapılan ziyarette gençler, Erbakan’a yoğun sevgi gösterilerinde bulundu.

Saadet Partisİ Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, kendisini tebrik ziyaretine gelen Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz ve beraberindeki şube başkanlarını parti genel merkezinde kabul etti. Kabulde konuşan Erbakan, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulması ve manevi kalkınmanın gerçekleştirilmesinde öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü söyleyerek, bir ülkenin en önemli gücünün tankı, topu ve ekonomisinin değil inançlı gençleri olduğuna işaret etti. Erbakan, ” Bu gençlerin de yetişmesinde öğretmenlere büyük görev düşmektedir” diye konuştu. ÖĞDER Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz ise, faaliyetleri ve teşkilat çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Devamını Oku »

Afganistan işgalden kurtarılmalıdır

Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Afganistan Hizbi İktidarı İslam Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aminuddin Şifacu’yu kabul etti.

Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Afganistan Hizbi İktidarı İslam Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aminuddin Şifacu’yu kabulünde ABD’nin NATO eliyle Türkiye’ye kurmaya çalıştığı füze kalkanı sistemi ile ilgili uyarılarda bulundu. Erbakan, füze kalkanının Türkiye’ye kurulmasına asla müsaade etmeyeceklerinin altını çizerek Ak Parti Hükümeti’ne “Aklınızı başınıza alın” uyarısında bulundu.

Afganistan işgalden kurtarılmalıdır
Saadet Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşen kabulde Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Afganistan’ın dış güçler tarafından yıllardır işgal altında olduğuna değinerek, öncelikle bu işgalin sonlandırılması gerektiğini kaydetti. Erbakan, “Afganistan İslam aleminin en önemli ülkelerinden birisidir. Asya’nın ortasında stratejik önemi sahiptir. İslam birliğinin kilit noktasındadır. Dış güçler Afganistan’ı 30 yıldır işgal altında tutuyorlar. İslam birliğinin kurulmasını engellemek için. Bunların karşısında da şuurlu Afgan kardeşlerimiz ülkelerini kurtarmak için milli bir devlet kurmak için mücadele ediyorlar. Afganistan’ın önce dış işgalden kurtulması sonrasında da milli bir devlet kurması İslam birliği bakımından son derece büyük önem taşımaktadır. Kendileriyle neler yapılması gerektiği konusunda fikir teatisi yapıyoruz” dedi.

Afganİstan Hizbi İktidarı İslam Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aminuddin Şifacu ise Türkiye’nin kendileri için önemli bir ülke olduğunu kaydederek, “Afganistan konusunda tavsiyelerinize ihtiyacımız var. Bizde ona göre Afganistan’daki kardeşlerimize tavsiyelerinizi ileteceğiz. Çalışmalarınızdan dolayı Allah razı olsun” dedi.
Füzelere asla müsaade etmeyeceğiz

Kabulde basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını da yanıtlayan Milli Görüş Lideri Erbakan, füze kalkanı sistemi ile ilgili gelen bir soruya karşılık basın mensubuna şunları söyledi. Erbakan, “Bizim söyleyeceklerimizi bizden daha iyi bilirsiniz. Biz hiç Müslüman kardeş İran’ın vurulmasına yardımcı olur muyuz. İslam alemini parçalayıp büyük İsrail’i kurmak için yapılan haçlı seferinin bir parçasıdır. Bunlara asla müsaade edilmeyecektir” dedi. “Hükümete bu konuda bir uyarınız var mı? şeklindeki soruya da Erbakan, “Aklınızı başınıza alın derim” dedi.

Devamını Oku »

9 Ay Sonra İktidarız

 

Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, 17 Ekimde yapılan kongre sonrasında iktidar olma çalışmalarına bugünden başladığını belirterek, ”Bizi iyi takip edin, 9 ay gibi kısa bir sürede nasıl iktidar olduğumuzu herkes görecek” dedi.

Erbakan, Saadet Partisi Genel Merkezinde düzenlenen Genel İdare Kurulu toplantısına katıldı.

17 Ekimde gerçekleştirilen Saadet Partisi Olağanüstü Kongresi’nin Divan Başkanı Yasin Hatipoğlu, Çankaya İlçe Seçim Kurulun’nun kendisine teslim ettiği Genel Başkanlık Mazbatasını Erbakan’a verdi.

Daha sonra Erbakan, Saadet Partisi Başkanlık Divanı üyelerini tek tek basına tanıttı.

Saadet Partisini olağanüstü kongreye götüren çağrı heyeti üyeleri, Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Hasan Bitmez ve Şerafettin Kılıç da partinin yeni Başkanlık Divanı üyeliklerine seçildi.

Siyasi İşler Başkanlığına Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Teşkilat Başkanlığına Birol Aydın, Seçim İşleri Başkanlığına Hasan Bitmez, Tanıtma Başkanlığına Atik Ağdağ, Halkla İlişkiler Başkanlığına Şevket Kazan, Eğitim Başkanlığına Prof. Dr. Latif Öztek, Dış ilişkiler Başkanlığına Temel Karamollaoğlu, Mahalli İdareler Başkanlığına Prof. Dr. İsmail İlhan Sungur, Ekonomik ve Sosyal İşler Başkanlığına Arif Ersoy, Sivil Toplum Kuruluşları Başkanlığına Necmettin Aydın, Genel Sekreterliğe Tacettin Çetinkaya, Genel Muhasipliğe Şerafettin Kılıç, Kadın Kolları Başkanlığına Ayşenur Tekdal, denetçiliğe Musa Okçu ve Mustafa İriş, Genel Başkan Başdanışmanlıklarına ise Prof. Dr. Oya Akgönenç ve Mustafa Özkafa’nın getirildiğini belirten Erbakan, bir çok konunun tartışılacağı ve profesörlerden oluşan danışma kurullarının da kısa zamanda oluşturulacağını söyledi.

Erbakan, Başkanlık Divanı üyelerini tek tek anons ederek yanında kurulan kürsüye çağırdı.

Siyasi İşler Başkanlığına atanan Mustafa Kamalak’ın çok becerikli bir Anayasa Hukukçusu olduğunu ifade eden Erbakan, ”Mustafa Kamalak, hükümet ve parti devirmiştir. Anayasa Mahkemesinde 50 kanunu bozdurmuştur. Çok başarılı bir hukukçudur” diye konuştu.

Tanıtma Başkanının görevlerini sıralarken medyanın kendilerini yakından takip etmesini isteyen Erbakan, ”Biz de sizi yakından takip edeceğiz” şeklinde espri yaptı.

Erbakan, adayları tanıttıktan sonra yeni dönemin hayırlı olması temennisinde bulundu.

Necmettin Erbakan, 27 Ekimdeki olağanüstü büyük kongreden sonra bu yeni dönemin Türkiye’nin ve insanlığın kurtuluşu için yeni bir başlangıç olması dileğinde bulundu.

Erbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Biz burada iktidar olmak için, yeniden büyük Türkiye’nin kurulması için 17 Ekimde büyük kongremizi gerçekleştirdik. Şimdi başkanlık divanımızı belirledik. Bu temel fikir üçüncü büyük şahlanışını yaparak 8 ay gibi kısa bir sürede inşallah iktidara yürüyecek. Bizi iyi takip edin, 9 ay gibi kısa bir sürede nasıl iktidar olduğumuzu herkes görecek. Bizim iktidar oluş kitabımızı yaparken çektiğiniz fotoğraflar ve yaptığınız röportajlara dikkat ediniz.”

GİK’e seçilmiş üyelerin yaş ortalamasının 52 olduğuna dikkati çeken Erbakan, bu üyeleri Başkanlık Divanını seçtiğini söyledi. Başkanlık divanının yaş ortalamasının da 56 olduğu ifade edildi.

”75 milyonun hepsi bizim kardeşimiz” diyen Erbakan, bugünden sonra herkesi kucaklayacaklarını bildirdi.

Erbakan, ayrıca bu kadronun bilgi, tecrübe, vizyon, hidayet, feraset, dirayet ve şuur sahibi olduğunu dile getirdi.

Bu arada, toplantıya denetçiliğe seçilen Musa Okçu’nun toplantıya katılamadığı kaydedildi.

-SORULAR-

Bir gazetecinin, ”Saadet Partisinin 9 ay sonra yapılacak seçimlerde üç parti ile seçim ittifakı yapacağı söylentisi var. Ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Erbakan, ”Saadet Partisi iktidara gelecek ama nasıl geleceğini hepiniz göreceksiniz” ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan’ın, Genel Başkanlığa seçilmesinden dolayı kendisini arayıp tebrik edip etmediğinin sorulması üzerine Erbakan, ”Medya önünde, televizyonlar önünde bizi tebrik etti. Geleceğini söyledi. Bu da bir tebriktir. Kendisine çok teşekkür ediyorum” dedi.

Erbakan, bir başka gazetecinin de ”Emanetçi genel başkan olduğunuz ve Fatih Erbakan askerliğini tamamladıktan sonra görevi ona devredeceğiniz söyleniyor” şeklindeki sorusu üzerine, ”Daha önce gerekli açıklama yapıldı. Gerisine kulak asmayın” yanıtını verdi.

AA

Devamını Oku »

Liderimizden kongre açıklaması

54. T.C. Hükümeti Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, 17 Ekim 2010 Pazar günü yapılacak olan Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongresi öncesinde bir açıklama yaptı.

Açıklamanın videosunu izlemek için tıklayınız.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erakan’ın yaptığı bu açıklama Meclis’e ilk kez girdiği tarih olan 14 Ekim 1969’un da 41. sene-i devriyesinde yapılmış olması bakımından da derin bir anlam taşıyor.

İşte Erbakan’ın o açıklaması:

“İnanç var, her şey var!”

“Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir”

Saadet Partimizin 17.10.2010 Pazar günü yapılacak olan Olağanüstü Büyük Kongresi’nin büyük önemi ve manası vardır.

20. asrın ilk yarısı 1. ve 2. cihan harpleriyle geçmiş insanlık beklediği özlediği saadet dünyasını bir türlü bulamamıştır.

İkinci Cihan harbinin arkasından yeni bir dünya’ya kavuşmayı beklerken 1945’de Yalta’da Roosevelt, Stalin ve Churchill’in biraraya gelerek ana hatlarını tespit ettikleri yeni dünya saadet getireceğine önce 45 yıl süreyle devam eden soğuk harp ile bilaharede 1990’dan sonra da bugüne kadar 20 yıldan beri devam eden 20. haçlı seferi dönemiyle sadece insanlığın zulüm içersinde kan ve gözyaşı ile ızdırap çekmesine sebep olmuştur.

Bu gerçekler insanlığın saadetinin ırkçı emperyalizmin eline bırakılamayacağını ispat için kafi gerçeklerdir.

Irak savaşları, Çeçenistan, Keşmir, Bosna, Afganistan ve dünyanın her yerinde müslümanlara yapılan zulumlar ile yaşadığımız ve en son Gazze olayları ile bütün açıklığı ile ortaya çıkan gerçekler insanlığın artık daha fazla vakit kaybetmeden yeni bir saadet dünyasına kavuşmasını zaruri kılmaktadır.

yeni saadet dünyasını tarih boyunca olduğu gibi ancak Milli Görüş kurabilir:

Bunun sebebi Milli Görüş’ün diğer bütün batıl görüşlerle temelde sahip olduğu 7 mühim farkdır:

Temeldeki bu sebepler şunlardır :

1- Maneviyatsız saadet olmaz.

2- Adil düzensiz saadet olmaz. – komünizm gibi faizci kapitalist nizam da çökmeye mahkumdur. Zorla yaşatmak dahi mümkün değildir. Adil Düzen bir tercih değil, kurtuluşun tek çaresidir. Bir zorunluluktur.

3- Bizim medeniyetimiz diğerlerinden üstündür.

4- Saadet için bugünkü zulüm dünyası yerine

Yeni Bir Dünya’nın Saadet Dünyası’nın kurulması kaçınılmazdır.

5- Bulunduğumuz tarihi dönüm noktasında :

Türkiye, Avrupa kapısına zincirle bağlanmayacak ve İsrail’e vilayet olmayacak. Tarihteki şerefli yerini alacak.

6- Milli Görüş uyanıklık, işbirlikçilere destek olmaz.

7- Milli Görüşçüler güncel yanılgı hastalığına düşmemişlerdir.

Yeni bir saadet dünyasının ancak Milli Görüşle kurulabileceğinin diğer açık bir delili Adem (a.s)’dan beri insanlık tarihidir.

İşte bu sebeplerden dolayı Haziran 2011’de yapılacak olan milletvekili seçimleri insanlık için bir dönüm noktasıdır ve bu seçimlerde Saadet Partisi’nin iktidara gelmesinde başka kurtuluş çaresi yoktur.

Bu gerçeği ırkçı emperyalizm de çok iyi bildiği için aylardan beri hatta yıllardan beri kendi zulüm dünyasını devam ettirebilmek için Türkiye’de kendi gayesi uğrunda kullanabileceği bir partinin iktidara gelmesi için elinden gelen bütün gayreti ile hazırlıklarını yapmaktadır.

Irkçı emperyalizm için tek hedef Saadet Partisi iktidarını engelleyebilmektir. Bunu açıktan söylemez. Fakat aklı fikri bundadır. Bundan dolayı 5 hazırlık yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.

Bu hazırlıklar şunlardır :

Irkçı emperyalizmin seçimler için hazırlığı :

1- Bütün basını ele geçirmiştir.

2- Bütün bankaları ele geçirmiştir.

3- Bütün milli büyük müesseseleri ele geçirmiştir.

4- Muhafazakar insanlar Saadet Partisi’ne değil, AKP’ye oy versinler diye AKP’ye maksatlı tavizler vermektedir.

5- Okşayarak yutma metodunu bütün gücüyle uygulamaktadır.

Irkçı emperyalizmin bu 5 koldan hazırlıklarına karşılık Milli Görüş de Saadet Partisi olarak 5 koldan mukabil hazırlıklarını yapmaktadır:

Bu hazırlıklar şunlardır :

1- Şuurlanma.

2- Çelikleşme.

3- Üretim.

4- Milko hamlesi

5- Üçüncü şahlanış. Heyecan.

İşte bu tarihi dönüm noktasında Allah’ın lütfuyla Saadet Partimize çok büyük yardım yapılmıştır. 17 Ekim 2010 kongremizden önce yaşanan olayların gerçek manası budur:

Bu olaylar 5 büyük hamlemiz bakımından partimize şu faydaları sağlamıştır:

1- Şuurlanma. Bütün partimiz mensupları bu olayları yaşayarak davamızı gerçek manası ile anlamak ve bizim diğer 60 partiden bir tanesini olmadığımızı ilk ve tek parti olduğumuzu daha iyi kavramak imkan ve fırsatını bulmuşlardır.

2- Çelikleşme. Bütün kadromuz davaya sapa sağlam bağlı, şuurlu insanlardan meydana gelmek suretiyle çelikleşmiştir.

3- Heyecan. Bu olayların arkasından bütün camiamız mensuplarına büyük bir canlılık ve heyecan gelmiştir. Herkes kendi öz parti ve inancına kavuşmuş olmanın ve temel esasların muhafazasının sevinci, huzuru ve memnuniyetini yaşamaktadır.

Milli Görüş’ün seçimi kazanıp iktidar olmak hedefi ve görevi yanında yeni muhteşem hizmetlerini yapabilmesi için de bu şuurlanmaya, çelikleşmeye, heycan ve coşkuya ihtiyacı vardı.

Nitekim Mimar Sinan; Şehzadebaşı, Süleymaniye’den sonra Selimiye’yi yaparken aynı şekilde yepyeni bir aşkla ve şevkle kollarını sıvamıştır. Biz de 17 Ekim kongremizi işte bunun için yapıyoruz.
Zira, Milli Görüş partileri olarak 41 yıldan beri ülkemize ve milletimize en büyük ve en hayırlı hizmetleri yaptık.

70’li yıllarda MC hükümetleri ile büyük hamleler yaptık. 1996’da en büyük parti olarak kalfalık dönemimizin efsanevi hizmetlerini gerçekleştirdik. Şimdi, ustalık dönemimiz için hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yeni muhteşem hizmetlerimiz bizi bekliyor.

Yaşanabilir Türkiye,

Yeniden Büyük Türkiye,

Yeni Bir Dünya’nın kuruluşu.

Bu hizmetleri yapmak için daha fazla şuurlanmamız, çelikleşmemiz ve şahlanmamız gerekiyor. İşte son olaylarla Allah’ın lutfu ile bu hamleler gerçekleşmiştir.

Şuurlandık, çelikleştik, geliyoruz.

17 Ekim 2010 Olağanüstü Büyük Kongremizin arkasından şuurlu, çelik gibi bir kadromuzla çok daha güçlenmiş olarak üretim, Milko hamlelerini ve şahlanışımızı gerçekleştireceğiz inşaallah. Böylece Türkiye’miz ve bütün insanlığın kurtulması için beklenen muhteşem hizmetleri Allah’ın lutfuyla ifa edeceğiz.

Değişmeyen gerçekler şunlardır:

1- Saadete ancak Milli Görüşle erişilebilir.

2- Milli Görüş’ün bir tek partisi vardır, o da Saadet Partisi’dir.

3- Milli Görüş’ün temel esaslarını ve uygulama temel esaslarını muhafaza ana vazifemizdir. Çünkü saadete ancak bunlarla erişilebilir.

4- Yolumuz hakkı üstün tutan yoldur ve saadetin tek çaresidir.

5- Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

- Onların dağları yerinden oynatacak kadar kuvvetli organizasyonları olsa dahi biliniz ki Allah’ın dediği olur.

Siz Allah’ın yoluna ihlâsla hizmet ederseniz, Allah size yardım eder. Ancak siz galip gelirsiniz, başka kimse galip gelemez.

El akibetu-lil müttekin

Biz, kısa zamanda ufak oy oranlarından, en büyük oy oranlarına çıkmanın ustasıyız. Çünkü, inancımız var.

İnanç var, her şey var.

3. Şahlanış başlamıştır. Yeniden iktidara geliyoruz inşallah.

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.

Tarihimizin altın sayfaları Milli Görüş’le yazılmıştır.

Allah hepimizi hidayete erdikten sonra dalalete saptırmasın.

Ne mutlu sebatla, sabırla, sadakatla, ihlâsla, şuurla, Allah rızası yolunda çalışanlara.

Birlikte rahmet vardır. ayrılıkta azap vardır.

Ne yapacağız?

1) Camianın aydınlatılması.

2) Temel esaslara sımsıkı sarılınması.

3) Şuurlanma ve çelikleşme hamlelerinin gerçekleştirilmesi.

4) Asıl ana gaye göz önünde bulundurularak bütün gücüyle o istikamette çalışılması.

5) Dış güçlerin etkilerine karşı uyanık ve şuurlu olunması ve camianın uyarılması.

6) Sıratı müstakimden şaşmamak esastır.

Diğer partilere heves edilirse yavaş yavaş onlara benzenir, Milli Görüş’ten uzaklaşılır ve adım adım helak olmaya gidilir.

40 yıllık denemeler bunu tekrar tekrar ispat etmiştir.

17 ekim 2010 Olağanüstü Büyük Kongremiz münasebetiyle yapmış olduğum bu açıklamaları sona erdirirken, Cenab-ı Hakk’a bize yaptığı sonsuz yardımlardan dolayı bir kere daha şükrediyorum. Kongremizin Türkiye ve insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Bütün Milli Görüş camiasını gösterdikleri şuur, inanç, sabır, azim ve atılım heyecanından dolayı tebrik ediyorum. Hepinizi gelecek sene iktidar olmanın nasip olması duasıyla Allah’a emanet ediyorum.
Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.

Ajans5.com

Devamını Oku »

Büyük Kongre Tanıtma Materyalleri

Tanıtma materyallerini www.saadet.org.tr adresinden temin edebilirsiniz.

Devamını Oku »

Saadet’te büyük hazırlık

Bu hafta sonu bütün illerde icra edilecek olan Genişletilmiş İl Divan Toplantılarında, Olağanüstü Büyük Kongre Hazırlık Heyeti’nce görevlendirilen hatipler konuşacak. Genişletilmiş İl Divan Toplantılarına, İl Başkanları, İl Müfettişleri,  İl, İlçe ve Belde yöneticilerinin tamamı, Gençlik Kolları ve Kadın Kolları’nın İl, İlçe ve Belde yöneticilerinin tamamı, Büyük Kongre Delegeleri ve meslek kuruluşlarının yöneticileri davet edildi.

Saadet Partisi’nde Olağanüstü Büyük Kongre hazırlıklarına yurt çapında başlandı. 17 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirilecek olan Olağanüstü Büyük Kongre için 81 ilde Genişletilmiş İl Divan Toplantıları yapılacak.

Yazılı bir açıklama yapan Olağanüstü Büyük Kongre Hazırlık Heyeti, “Bütün Türkiye çapında görevlendirmiş olduğumuz hatiplerimizle gerçekleştireceğimiz Genişletilmiş İl Divan Toplantıları, camiamızın birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde yekvücut olarak 17 Ekim 2010 tarihindeki Olağanüstü Büyük Kongre’mizde buluşmasını sağlayacaktır. 9 Ekim Cumartesi ve 10 Ekim Pazar günleri yapılacak olan Genişletilmiş İl Divan Toplantılarımızda illerimizdeki Olağanüstü Büyük Kongre hazırlıkları gözden geçirilecektir” dedi.

17 Ekim 2010 Olağanüstü Büyük Kongre’nin Ankara’da, Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda yapılacağını da ilan eden Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongre Hazırlık Heyeti’nin açıklamasında şöyle denildi:  “Milli Görüş camiası, 40 yıldır olduğu gibi kendisine yakışan bir şekilde muhteşem bir kalabalığın iştirakiyle büyük bir coşkunun yaşanacağı Kongre yapacaktır. Bütün teşkilatlarımız coşkulu bir kongre için seferber olmuşlardır. Hafta sonu gerçekleştirilecek olan Genişletilmiş İl Divan toplantılarımızla birlikte bütün teşkilatlarımız heyecan ve coşkularını Atatürk Kapalı Spor Salonuna taşımak için bütün hazırlıkları eksiksiz yerine getireceklerdir”

Devamını Oku »